Garip bir hal: Kurulan tüm cümlelerin birinci tekilden uzak oluşu. "M" harfinin eksikliği. Cümlelerde bir özne olarak yer almamak ya da alamamak. "günüM" ya da "akadaşıM" diye girememek cümleye mesela. Hayatı bir cümlede özne değil de gizli özne gibi yaşamak. Sanki olur da sahiplenirse, o "M" ilmeğiyle bağladığı, gönül bağı kurduğu şeylerden, nihayetinde hayatın kendisinden sorumlu tutulacakmış gibi - Exupery'nin deyişiyle-. Az önce izlediğim, bir salona maiyetiyle birlikte giren bir kral gibi kişiliklerimizle dolaşan, sofraya üç dört kişiliğimizle birlikte oturan bizlerin birbiriyle nasıl daha iyi etkileşime geçeğine dair bir video izledim ve hissettiğim kaliteli zaman tadını, verimi "Günün başlangıcı daha verimli geçemezdi." notuyla paylaşmak istedim. Sanki bu videoyu izleyen, o zamanı yaşayan başkasıymış gibi, cümledeki zamanı geçiren kişi belli değil. Fakat cümleyi silip "Günüm" diyerek başladığım zaman, o iyelik ekinin tadına varır gibi oldum. Dedim evet, bugün "beniM", zaman elbette Allah'ın, ama bugünü deneyimleyecek olan kişi, benim. O yüzden daha bir aidiyet hissediyorum bugüne. Bugünden daha sorumluyum artık dün ve evvelsi günlere göre. Okuduğunuz paragrafın üçüncü tekil ve öznesiz başlangıcından, "benim" ifadesinin nihayet geçtiği sonuna göre.
varmasıdır bir öznenin bir nesneye
düşünmek dediğimiz
böyle buyurmuş felsefe
pekala makul aklıma ve gönlüme
ama
neden hep bir sepya aydınlığıyla
aydınlanmış çıkmaz bir sokağa
varırım terlemiş ve sıkılmış
aklımda seni
düşündükçe
ki şimdi anladım ben
düşündükçe sana vardım hep
ve düşündükçe bir nesne olup çıktın hep
boyası bir müzede yıllar sonra
belki zehri aktifleşir diye "lütfen uzak durun! denilen
bir akrebin kitin kabuğu gibi sarı-kara
bir tablo olarak asılı kaldın aklımda
bakar bakar dururum
bakar bakar dururum ona
ve bir nar çatlar sonra orta yerinden
olmaması gereken zamanda
ya bu ilişkiler bana göre değil
ya da kendim bana göre değilim,
anladım zamanla.