köyüne bir iblis
musallat oldu Vaiz Madaru'nun
dediler ki bu iblise ne güneşle sıvanmış
mızraklar ne de balçıkla zehirlenmiş
oklar ziyan verir
bu iblisi ancak
fedakarlık öldürür,
kişi sevdiğinin kanıyla sıvamalı imiş kılıcını
ancak sevdiğinin canına kıyacak ve
bu acının içinde vakfeye durma cesaretini
gösterecek birisi yenebilirmiş iblisi
o günden sonra Madaru
bir oraya gitmiş bir buraya
ölümün gözlerinin içine korkmadan bakan
cesur papatyalara bakmış,
sonra kendi kızına,
çeşme başında çamaşır yıkayan
aydınlık kadınlara,
her bir nasihati bir ziya,
bir kandil olan yaşlılara bakmış
bakmış ama ısınmamış kalbi hiçbirine
fersah fersah uzakmış hepsinden
bir kendilik kadar uzak
çok sonra düşünmüş,
bunun başkasını sevmekten ziyade
kendinden hoşnut olmakla alakalı olabileceğini,
başkasına yürümektense
kendine yürümesi gerektiğini,
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Vaiz Kumfe rivayete
göre bir geminin gölgesinde doğdu
ve deniz koktu gölgesi bir ömür boyu
melekler, lepistesler ve altın beyinli
japon balıkları bir dantel deseni
gibi yüzdüler onun gölgesinde
sakin birer düşünce gibi
sonra her vaizin başına geldiği gibi
kendini doğurmanın göbek bağı
Kumfe'nin de boynuna asıldı
sahilini terk etti, denizin ve karanlığın
kelamını, dualarını öğrendi
sonra bir alışkanlık edindi kendine
sahile her dönüşünde,
kendini nasıl görüyorsa, ona dair
kumdan bir heykel yapacaktı
öyle de oldu
dimağında put tadını hissetmeyecek kadar
yaptı kendinden, dizdi sahile
her bir yıl sonunda sahile döndüğünde,
kum aynı kum
el aynı el
ama kumdan doğan ise
bir başka Kumfe
kimin burnu farklı,
kiminin bakışında mavi bir kartal
kiminin duruşu sırtında dünyayı taşır gibi kambur
olduğunu da görünce bunu
anladı birden bir insan neden bekler yıllar yılı
kendinden tek bir hali, tek bir benliği
yağmurmuş
bulutun kelamı
sonra yürüyen bir kızmış
melodisini kaybetmeden
amortisörlü adımlarla
ya da ormanı yağmurluk olan
bir bisikletli tekeri
her döndüğünde bir orman
yeşerip bitiyor ardında
herkes yağmurun cahili
ve kimse bilmiyor nasıl
yürünür yağmurda
doğduk anamız
sahile ayak basar basmaz
Afrodit doğmuştu en son böyle
köpürerek kiremit
gözlü yengeçlerden başka
gözün aydına gelenimiz yoktu bizim
bundandı sanırım
çapkın değildik ve her liman
gönlümüz kadar temiz
beyaz mermer taşlarıyla döşeliydi
durun bir dakika
güneşi emmekle meşgulüm
demir attığımız meseleler var
sonra kumdan ayaklar,
deniz kokan gölgeler,
ve kendini sokmaya hazır bir akrebin
kuyruğunda bir bal damlası
bilmeyiz ev mi orası intihar mı,
nihayetinde
denizciyiz biz denizci
nazımız tüm balıklara geçer
geçmeyen evdeki eşimiz de
unutkan bir martıdır artık bizim için.