Ah, bu her şeyi tanrıya yükleyen insanlar! Nerede küçüklük, hastalık ve adilik varsa bit gibi oraya sokulurlar. Onların belini bükmekten ancak tiksinti beni alıkoyar.
Seni yukarıya çağırmaya hiçbir zaman cesaret edemedim. Seni beraberimde taşıdığım bana yetiyor. Son aslan cesareti ve kudreti gösterecek kuvvette değilim henüz. Senin ağırlığın beni korkutmaya yetiyor. Fakat bir gün seni yukarıya çıkaracak aslan sesine ve kudretine sahip olmalıyım. Şimdilik kendimi yenmiş bulunuyorsam daha büyük şeyleri de yenmek isterim. Bir zafer, mükemmelleştiğimin mührü olmalıdır. Şimdilik daha, belirsiz denizlerde dolaşıyorum. Basit dilli bir rastlantı beni okşuyor, öne ve arkaya bakıyorum. Henüz bir son göremiyorum. Son mücadelemin saati henüz çalmadı. Yoksa şimdi çalıyor mu? Gerçekten etrafımdaki deniz ve hayat, hilekar bir güzellikle beni seyrediyor.
İnsan en cesur hayvandır. Bütün hayvanları bununla yenmiştir. İnsan bu cümbüşle her acıyı yenmiştir. İnsan acısı en derin acıdır. Cesaret, uçurumlardaki baş dönmesini de yener. İnsan nerede uçurumda değil ki? Görmek bile uçurumları görmek değil midir?
En yüksek dağlar nereden çıkıyor? Bir zamanlar bunu sorardım. Öğrendim ki en yüksek dağlar denizden çıkıyorlar. Bunun belgesi, onun kayalarında ve zirvelerinde yazılıdır. En yüksek şey, en derin şeyden çıkmalıdır.