Sevmenin ön koşullarından biri affetmektir. Hiç affetmemiş biri sevmemiş birisidir de. Affettikçe sevecek, sonrasında Tanrının ışığını içimizde göreceğiz derler. Çünkü sevgi Tanrı’nın işaretidir. Hiç unutmayın da değil, hiç unutamazsınız eğer sevmeyi yani affetmeyi bilmişseniz. Ve sevmek için önce insan kendini sevmeli, yani kendini affetmelidir! İçindeki çocuğu da gölgeyi de affedebilmelidir.
Böyle söyledi Zerdüşt kitabını okumayı yıllardır hep erteledim, iyiki de ertelemişim. Tarih bilmeden, psikolojiye dair okumalar yapmadan, özellikle de İncil’i okumadan bu kitabı anlamam mümkün olmayacaktı. Çünkü kitapta İncile oldukça fazla gönderme var. Tanrı’dan bahseden eseri referans almadan nasıl anlatabilirsin ki Tanrı’nın öldüğünü, ve acaba öldü mü? Bir parça okuduktan sonra bayağı düşündüren bir kitap. Sanki ruhuma söylüyor birşeyler. Yazılanlar doğrudur yanlıştır diye yorum yapılacak bir kitap değildir, sadece okunur ve üzerine düşünülür. Mesela bu kitabı okumadan önce: insan tabiatını tanıma, sevme sanatı ve yanında da bir felsefe tarihi okuyabilirsiniz. Olmazsa olmazı: İncilden Matta Markos Luka Yuhanna yı okumak gerekir.
Birçok şeyi yarım yamalak bilmektense, hiçbirşeyi bilmemek daha iyi! Başkalarının insafına kalmış bir bilge olmaktansa, kendi başına bir deli olmak daha iyi!