Napolyon Savaşları döneminde Rus aristokrasisinin yaşamını konu alır. Savaşın insanlar üzerindeki etkisi, aşk, aile ve kader temalarıyla iç içe anlatılır. Tarihsel ve felsefi yönü çok güçlüdür.
Fakir bir öğrenci olan Raskolnikov, kendince “haklı” bir sebeple cinayet işler. Ancak suçtan çok, suçun insan ruhunda yarattığı vicdani çöküş anlatılır. Psikolojik derinliğiyle öne çıkan bir eserdir.
Roman, Santiago adlı Endülüslü bir çobanın hikâyesini anlatır. Santiago, rüyasında Mısır Piramitleri’nin yanında bir hazine bulacağını görür. Bu rüyanın peşinden gitmeye karar vererek sürüsünü satar ve yolculuğa çıkar.
Yol boyunca bir kral, bir tüccar, bir İngiliz ve bir simyacıyla karşılaşır. Bu kişiler Santiago’ya kendi kaderini (Kişisel Menkıbe) takip etmenin önemini öğretir. Roman, insanın hayallerinin peşinden gitmesi, korkularını aşması ve hayatın verdiği işaretleri (evrenin dili) okuyabilmesi temasını işler.
Sonunda Santiago, aradığı hazinenin aslında yolculuğun kendisi ve kendini tanıması olduğunu fark eder.
Roman, Fransız Devrimi döneminde Londra ve Paris arasında geçer. Hikâye, adaletsizlik, fedakârlık ve yeniden doğuş temaları etrafında şekillenir.
Doktor Manette, yıllarca haksız yere Bastille Hapishanesi’nde tutulduktan sonra serbest bırakılır ve kızı Lucie ile Londra’da yeni bir hayata başlar. Lucie, hem Fransız aristokratı Charles Darnay hem de içine kapanık ama iyi kalpli İngiliz avukat Sydney Carton tarafından sevilir.
Charles Darnay, ailesinin aristokrat geçmişine rağmen adaletsizliğe karşıdır. Ancak Fransa’ya döndüğünde devrimciler tarafından tutuklanır ve idama mahkûm edilir. Romanın doruk noktasında, Sydney Carton büyük bir fedakârlık yaparak Darnay’in hayatını kurtarır ve onun yerine ölüme gider.
Bu fedakârlık, romanın en unutulmaz ve duygusal anıdır.
İki Şehirin HikayesiCharles Dickens · Altın Kitaplar Yayınevi · 197176,5bin okunma
Don Kişot, çok fazla şövalye romanı okuduğu için aklını bu hikâyelerle doldurmuş yaşlı bir soyludur. Kendini gezgin bir şövalye sanmaya başlar ve dünyadaki kötülüklerle savaşmaya karar verir. Eski bir zırh kuşanır, zayıf atına Rocinante adını verir ve köylü bir kadını hayalinde Dulcinea adlı asil bir prensese dönüştürür.
Yolculuğunda ona, gerçekçi ve aklı başında köylü Sancho Panza eşlik eder. Don Kişot, değirmenleri dev sanıp saldırır, hanları şato zanneder, sıradan olayları büyük kahramanlıklar olarak yorumlar. Çoğu macera komik ama aynı zamanda hüzünlüdür.
Zamanla Don Kişot hayal ile gerçek arasındaki farkı acı şekilde öğrenir. Roman, idealizm ile gerçekçilik arasındaki çatışmayı, insanın hayallerine tutunma ihtiyacını ve toplumun akıl anlayışını eleştirir.
Don KişotErich Kästner · Can Yayınları · 20194,241 okunma