zeynep bolat

Yalnız, tanrısız ve efendisiz kimse için günlerin yükü korkunçtur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcükler içinde, hiçbir zaman gerçek içinde değil. Tam okunmamış o kitaplar, tam sevilmemiş o dostlar, tam o gezilmemiş o kentler, tam sarılmamış o kadınlar. Sıkıntıdan ya da dalgınlıkla birtakım el kol hareketleri yapıyordum. Varlıklar birbirini izliyor, birbirine takılmak istiyorlardı, ama ortada hiçbir şey yoktu, bu da berbat bir şeydi. Onlar için. Bense unutuyordum. Kendimden başka bir şeyi hiçbir zaman anımsamamışımdır ben.
Hiç sanmayın ki, dostlarınız her akşam size telefon edip dostluk gereği o akşam intihara mı karar verdiniz ya da düpedüz arkadaşa mı ihtiyacınız var, dışarı çıkacak durumda mısınız diye soracaklar. Hayır, eğer telefon ederlerse bu yalnız olmadığınız ve yaşamın güzel olduğu bir akşam vakti olacaktır.
Yaşamla uyuşmam eksiksizdi, yaşama ilişkin hiçbir alayı, hiçbir büyüklüğü ve hiçbir köleliği reddetmeden, yukarıdan aşağıya yaşama katılıyordum. Hele, onca insanı şaşırtan ya da aşkta ya da yalnızlıklıkta yıldıran ten, madde, kısacası fizik, köleleştirmeden eşit sevinçler sağlıyordu bana. Bir bedeni olmak için yaratılmıştım ben.
İnsan uyur, ama gün pusuda bekler, yatak da başka bir ülke değildir.