"Helva yaparken gözyaşlarım tencerenin içine damlıyordu. Her bir gözyaşının helva taneleri arasında kayboluşuna bakıyordum: Sanki gözyaşı kaybolunca ben de bir şey unutuyordum. Acaba Aygaz biter mi? Acaba sebzeli yemeğe biraz daha et mi koysaydım? Çünkü ağlamaktan yorulanlar mutfağa gelip, tencerelerin kapağını kaldırıp içine uzun uzun sessizce bakıyorlardı. Sanki uzun bir süre ağlarsan, mutfağa gelip ocağın üzerinde, tencerede ne var diye bakmaya izin çıkıyormuş gibi."
"...bu hedef, daha okulun ilk günlerinden Mevlut'un kafasında bayrak gibi, vatan gibi, Atatürk gibi hayali güzel, ulaşılması zor kutsal bir şey olarak kaldı."
"Ah, bu erkekler! Hepsinde aynı gurur, aynı kendini beğeniş. Bizim de bir kalbimiz olduğunu, bizim de "mutlaka" isteyecek bir şeyimizin olabileceğini, bir türlü akıllarına getirmek istemiyorlar."