Bazen mutluluğun neden bu kadar geciktiğini, neden daha erken gelmediğini merak ederiz, fakat mutluluk, şimdi olduğu gibi, aniden, ümitler kesildiğinde ortaya çıktığında ne yapacağımızı bilemeyiz ve kahkahalarla gözyaşları arasında bir seçim yapmanın ötesinde, içimiz nasıl karşılayacağımızı bilemediğimiz gizemli bir kaygıyla dolar.
Bu kadar geç okuduğuma pişman olduğum kitaplardan bir tane daha, #k:244..
Kalın bir kitap olmasına hiç aldanmayın, Zülfü Livaneli öyle güzel bir hikaye sunmuş ki her bölümden sonra bir sonrakini merak edip kitabın başından ayrılamıyorsunuz. Üstelik kitabın baş karakteri bir kadın ve yazarın, kadınların ne düşündüğü ne istediğini bir erkek olarak bu kadar iyi bilmesi beni çok şaşırttı açıkçası. Öyle ki yazarı bilmeden bu kitabı okusanız belki de yazarın erkek olduğuna inanmakta zorlanabilirdiniz.
Kitapta gerçekte yaşanmış olan Struma faciasını Maximilian Wagner ve Nadia penceresinden izliyorsunuz. Bu iki aşığın hikayesi sizi derinden üzerken tek öğrendiğiniz hikaye onların hikayesi değil. Kitapta daha birçok acı birçok hüzün, keder var. Okuduğunuz her sayfada gerçekler bir bir yüzünüze çarparken öğrendikleriniz karşısında şaşıracaksınız. Birçok milletten, birbirinden çarpıcı olaylar keşfetmek mümkün. Geçmiş yıllardaki Almanya, Romanya hatta Türkiye’ye dair dile getirmekten çekinilen durumlarla karşı karşıya kalacaksınız. Bu kitapta birçok insanın kendine dahi itiraf edemediği durumları görüp üzülmemek elde değil.
Kitap baştan sona mesajlarla dolu ve bir romanın bu kadar bilgi içermesi de çok rastladığımız bir şey değil. Baş karakterimiz Mina Duran kitabın sonunda bambaşka bir Mina olup çıkarken, bu kitap; anlattıklarıyla, hissettirdikleriyle, yaşattığı duygularla sizi de değiştirip bambaşka bir insan haline getirecek..
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,9bin okunma