Büyük bir acı, belki bir aşk, belki de çok başka bir sarsıntı sonucu insan kendini önemli bir kararın öncesinde; belirsiz de olsa, yaklaşan bir değişimin huzursuzluğu içinde bulabilir. Korkulu bir bekleyiştir bu: insan bu bilinmeyen sarsıntının yaklaştığını hissedince bir süre ne yapacağını bilemez. Sonra bütün gücüyle, belki de daha önce hiç hayalinden geçirmediği girişimlere atılır -daha doğrusu kendisini daha önce düşünmeğe bile cesaret edemeyeceği bir eylemin içinde bulur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hepsi çırak mıydı? -Hepsi çıraktı.
Kaç yaşındaydılar? -Londra’dan gelenleri yedi ile on bir arasındaydı. Liverpool‘dan gelenler de sekizle on beş arasında.
Kaç yaşlarına kadar çırak kalıyorlardı? -
Yirmi bir.
Çalışma saatleri ne kadardı? -Sabah beşten akşam sekize kadar.
Günde on beş saat normal çalışma süresi miydi? -Evet.
Makine tamiri için ya da pamuk yetişmediği için iş durursa, bu zaman da çocukların çalışma süresine eklenebilir miydi? -Evet eklenirdi.
Çocuklar oturarak mı yoksa ayakta mı çalıştırılırdı? -Ayakta.
Bütün bu süre boyunca ayakta mı? -Evet.
Fabrikada oturacak yer var mıydı? -Hiç yoktu… Yatma zamanları geldikten sonra döşemeye kıvrılıp yatmış halde görürdüm.
Çocuklar makine kazalarına uğrar mıydı?
-Sık sık.
Ama insanlar tuhaf! Kendilerini sevmeyen, önem vermeyene daha bir büsbütün tutuluyor, kendisini küçük görür gibi olana -hakikatte onları küçük görmekten çok uzak bir histi bu- musallat oluyorlar.