Evet... Sözler kifayetsiz kalıyor aslında. Tekrar Nazi Almanya'sının yaptığı soykırımları anlatan bir kitap okuyorum. En azından yaptıkları şeylere aşırı derecede değinilmemişti. En son Auschwitz Kütüphanesini okuduğum zaman yapılan işkencelere daha çok değinilmişti. Kristin Hannah'ın aşırı değinmemesini hem sevdim hem de aslında sevemedim. Sadece bir yerde geçiyordu Yahudilerin gaz odalarında soykırıma uğradığı. Bir kaç cümle ile...
Kristin Hannah aile, sevgi, aşk, kardeşlik, dostluk, cesaret gibi temaların üzerinde daha çok durmuştu. Korku insana her şeyi yaptırabilir. Bir de anneler her zaman çocuklarını korur. Keza babalar da öyle. Savaşın iğrençliği, insanların iğrençliği bir kez daha gözler önüne serilmişti. Viann'ın korkak cesaretligi gerçekten olağanüstüydü. İsabelle'yi bir türlü sevemedim. Sadece sevilmek ve aksiyon yaşamak için yapıyordu bir çok şeyi. Viann'ın bölümlerini daha çok merak ederek okudum. Onun başına gelenler daha çok ilgimi çekti. Yüzbaşı Beck'e üzüldüğümü itiraf etmem gerekir. Gerçekten bir centilmen gibi davranıyordu. (Son ana kadar) Diğer Alman SS askeri ile karşılaştırırsak tabiki de yüzbaşı Beck en azından insancıl duygularını savaşa rağmen kaybetmemişti. Sonuna gerçekten şaşırdım. Böyle bitmesini beklememiştim. Şaşırtıcı bir sondu.
Son olarak, okumanız gereken bir kitap diyebilirim. En azından korkunun,cesaretin ve en önemlisi savaşın imsanlara neler yaptığını bilmenız adına okuyun!