Peki ya hayat bir dizi birbiriyle bağlantısız deneyimin toplamından ibaretse? Bir şeyin neden anlamlı bir biçimde başka bir şeyi takip etmesi gerekiyor?
Bu arada, araştırmalar anne-bebek etkileşimlerinde büyük bir cinsiyet farkı olduğunu göstermiştir. Genel anlamda, erkek çocuklar kız çocuklara kıyasla anneleriyle daha az uyum bozukluğu yaşarlar. (Biringen et al., 1994; Robinson et al., 1993; Robinson & Biringen, 1995). Anneler, erkek bebeklerinin duygulanımlarıyla daha çok eşleşirler (gülen bebeğe annenin de gülmesi ya da üzgün bebeğe annenin de üzülmesi gibi). Ancak, kız bebeklere olan anne hassaslığı daha çok, annenin duygulanımıyla eşleşmek için bebeği sorumlu tutma ile ilişkilendirilir. Başka bir deyişle, erkek çocuklar daha fazla, çocuk tarafindan yönlendirilen etkileşimlerle; kız çocukları ise daha çok anne tarafindan yönlendirilen etkileşimlerde yer alır. Bu yaygın örüntü, çocuklar büyüyüp yetişkin olduğunda ortaya çıkan cinsiyet farklılıklarını açıklamaktadır.
Kişi kendini adayana kadar geri çekilme olasılığını içeren kararsızlık hüküm sürer. Bu her zaman verimsizliğe yol açar, girişimciliği ve yaratıcılığı olumsuz yönde etkiler. Temel bir gerçek vardır ki, bunun yadsınması sayısız düşünceyi ve harika planı öldürür; kişi kendini bir amaca adadığında, ilahi takdir de harekete geçer.
Başka türlü asla oluşmayacak güçler ortaya çıkarak kişiye yardım eder. Kişinin verdiği karar sonucunda kendini destekleyen bir olaylar zinciri gerçekleşir; aklımın ucundan bile geçmeyen her türlü beklenmedik olay ve yardımla karşılaşır. Yapabileceğiniz ya da yapabileceğinizi düşlediğiniz her şey için yola koyulabilirsiniz. Yüreklilik, içinde dehayı, gücü ve tılsımı barındırır.
Hemen başlayın.
Birinin bizi sevdiğini kanıtlamasına o kadar odaklanırız ki, bütün o süre boyunca sevilebilir biri olduğumuzu kabul etmeyi beceremeyiz. Birçok insan sevgiyi hak etmediğini hissederek ilişki üzerine ilişki harcar ve onlara verilen sevgiyi kabul edemez. Yani, başarılı ilişkilere giden yol, kendimizi sevmekten geçer.