İçimizdeki "öz"ü nasıl buluruz? "Her insanın içinde otantik bir taraf vardır."
İşte konu her ne olursa olsun bu yirmi dakika kendini tam anlamıyla ona verdiğin zaman önemli sonuçlar elde ediyorsun. Yazar mı olmak istiyorsun? Şu veya bu şekilde sadece yirmi dakikanı ayır! Ama her gün. Kişi bu adımı atmaya başladığı zaman üst üste kazanıyor. Bileşik faiz gibi... Bu durum psikolojide de aynen mevcuttur. Yani kişi bu sürece üç birimlik bir enerji ile başlar ama mesela bir hafta sonra günde beş birimlik bir enerjiye kavuşur. Öbür hafta bir de bakmış ki on beş birim olmuş. Böylelikle yavaş yavaş nefes alışı değişir, çevreye bakışı ve algıları değişir. Dedim ya, umutsuzluk kısa sürede aşacağın bir konu değildir, bu tür müdahaleler gerekir.
"İnsan, gündelik başarı hissi tatmin edilmesi gereken bir varlık." Anne babaların, öğretmenlerin, yöneticilerin bunu bilmeleri ve uygulamaları bir toplumu yirmi yılda değiştirir.
Çocuğun ebeveyni ya da yakın çevresiyle ilişkisinde bu kişilerin tanıklık sürecinin farkında olması elzemdir. Çünkü çocuğun en önemli ruhsal gıdası iletişimdir. Bu ilişkiler ağı olmasa çocuk güneşini, suyunu, toprağını bulamamış bir tohuma benzer; gelişemez. Bunun da şüphesiz topluma yansımaları vardır. Bu bir zincirdir. Bu hususta uzun vadeli bir başarı için sorumluluğumuzu etki alanımız içinde görmemiz gerekir. Öfke doluyuz. İlk yapılması gereken şey öfkemizi tanımak ve onun bize söylemek istediğini anlamaktır. Öfkeden kurtulmak değil, öfkenin söylemek istediğini anlamak ve üzerinde düşünüp farkına varmak. Farkına varabilmek için de kişinin ara sıra bir adım geri atıp dışarıdan bir gözle kendine bakabilecek bir varoluşa ulaşması gerekir.
Mesela bana, "Türkiye için bir dilek dileseniz ne olurdu?" diye sorsalar, "Türk vatandaşlarının etki alanlarının ve bu etki alanı içerisindeki önceliklerinin farkına varıp ona göre sorumluluk almalarını isterim," diye yanıtlardım. Toplum olarak biz herkesi tenkit etmeyi severiz, biliyorsun. Ekonomide, siyasette, sporda, hemen her konuda... Ama kendimize dönüp bakıyor muyuz? Örneğin evde üç aydır bozuk olan bir sifon vardır ve sürekli su akıtıyordur diyelim. Bunu gayet iyi bildiğimiz hâlde kalkıp onu tamir ettirmeyiz. Dahası insanımız bu basit hareketin Türkiye'nin geleceği ve ekonomisiyle ilişkisini henüz kurmuş değil. Çocuklarına bu şekilde örnek olmanın Türkiye'nin geleceğine ne kadar büyük zarar veren bir tavır olduğunun farkında değil. Bir anne babanın etki alanı içinde o tamirat... Sonuç üretiyor. Sorun çözüyor. Yapmazsan sorun kalıyor. Aylarca da sürüyor. İşte sana mikrokozmos... O nedenle etki alanı ve etki alanının içerisine giren önceliklerin farkına varıp onların sorumluluğunu alma meselesini çok önemsiyorum.