Merhaba Macar Edebiyatı meraklıları !!!!
Defalarca kez çok sevdiğimi söylediğim bir yazarı incelemeye geldim : Magda Szabo …
İnsana bahşedilmiş onlarca, yüzlerce duyguyu yaşarken tanımlayamaz ve belkide ifade edemeyiz. Kelimler tarife uymaz , kalıplar hep bir eksik kalır. İçe döneriz olmaz, bağırırız ama kimse anlamaz. Edebiyat varlığını işte tam da burada gösterir. İnsana bahşedilen tüm o duyguları bir an olsun dışardan gözlemletir ve evet hatta hissettirir.
Okurken edebiyatın gücünü gösteren kitapları , yazarları işte bu sebeple ayrı bir seviyorum
Magda Szabo’da o yazarlardan biri. Her satırında kelimelerin ötesine geçiyor ve kendinizi bambaşka bir dünyada buluyorsunuz . Karakterlerle yaşıyor onların hislerine kendinizi kaptırıyorsunuz.
O yüzden de bir noktada anlatılan hikaye ne olursa olsun asılolana yöneliyorsunuz : İnsanı anlamaya…
Bir aile hikayesi üzerinden anlayış olmadan sevginin de yetersiz kalabileceği gerçeğiyle yüzleştiriyor bizi yazar. Bu sevginin türü anne-çocuk da olsa karşı cins de olsa fark etmiyor.
Sevdiğimiz insanları sevgimizi göstermek için fedakarlıklar yapmamıza , kendimizi harap etmemize gerek olmadığını anlıyoruz.
Çünkü belkide sevgi gösterilecek bir şey değildir. Sevgi derin bir anlayış ve kabullenme biçimidir.
Saçımızı süpürge ettiğimiz ve kendimizden ödün verdiğimiz ilişki türleri bu yüzden bize içten içe sağlıksız gelir.
Üstelik böylesi bir ilişki biçimi her iki tarafa da yük olur. Fedakarlık yapan yorulur karşı taraf ise bu fedakarlığın ve çabanın altında ezilir.
Çünkü sevginin doğallığı yoktur. Göreve dönüşmüş adeta ezici bir denge barındırır içerisinde.
Evet İza ve annesi Etelka …
Kuşak çatışması olarak görülse de sevginin yanlış kodlanmasının sonuçlarını okuyoruz…
Öte yandan arada kan bağı ve dolayısıyla bir sorumluluk