"Nasıl ki, fareler, tuzağa konulan bedava peynirle av oluyorlarsa, dolandırılanlar da aynı mekanizma ile av olurlar.
Onlar, kısa yoldan zengin olmak, birden köşeyi dönmek isteyen uyanık, açık göz tiplerdir.
Dolandırıcılar, o insanlardaki aç gözlülüklerin onları nasıl körleştirdiğini iyi bilirler. Çünkü onları sevdikleri yemlerle avlarlar. O yem de, emeksiz, risksiz, maliyetsiz, birden köşeyi dönmektir.
Dolandırıcıyı, hırsızdan ayıran olgu, dolandırıcının, mağdurun gerçek ya da sanal algı alanında olması, en azından mağdurla ilişki ve iletişimde olmasıdır. Mağdurun güvenini kazanmasıdır.
Hırsız ise algı alanı dışında, hiç bilinmeyen birisidir. Çalma eylemini büyük bir gizlilik içinde yürütür.
Dolandırıcıların hedefinde olanlar, yaş küçüklüğü, yaşlılık, akıl hastalığı, sarhoşluk gibi nedenlerle algı zayıflığı olan insanlardır. Çünkü bu kategorideki insanlar, kendilerine yöneltilen eylemin anlam ve sonuçlarını kavramakta güçlük çekerler. Bu nedenle normal insanlara göre daha kolay aldatılırlar.
Her mağdur, farkına varır varmaz, hemen dolandırıcının elinden kurtulmak ister. Mağdur, imdat çağrısı yaparken bile yine başka bir dolandırıcının tuzağına düşebilir. Kurtulayım derken yine batağa saplanır. Çünkü canı çok yanmıştır.
Öyle ya, mal, canın yongasıdır. Yine kısa ve kestirme yoldan can havliyle batık olmaktan kurtulmak istediği için mağdur yine aldanır, yine tuzağa düşer.
Politik dolandırıcılık da bundan farksızdır. Aynı psikolojik mekanizmalarla işler.
Aradaki fark, adi dolandırıcılıkla nitelikli dolandırıcılık arasındaki farktır. Adi dolandırıcının av hedefi, tekil bireylerdir. Politik dolandırıcının av hedefi de seçmen kitlesidir."