"Çünkü sanat, yeryüzünde ve insanların içinde olup bitenleri, çöplükle sarayı aynı hakikatten uzak ve güzelleştirici örtüye bürüyen ay ışığı gibi tatlı bir yalan bulutunun arkasından göstermeye mecburdu."
Gerçek ve olağan dışı olayların bir arada döngüsel bir zincir içinde yaşandığı, iç savaş ve politika gibi konulara da değinilen fantastik bir kitap. Bir ırmağın kıyısında kurulmuş Macondo köyünde kuşaktan kuşağa sürüp giden kimi zaman gerçeklerle bağdaştırdığımız, kimi zaman 'yok daha neler' dediğimiz bir roman. Maconda kurulduğunda; "Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan sözederken parmakla işaret edip göstermek gerekti." Romanın ilerleyen bölümlerinde isimlerinin kaderlerini belirlediği, bitmek tükenmek bilmeyen aynı isimli karakterlerin hayatları boyunca neler yaşadıklarını anlatırken Gabriel Garcia Marquez hiçbir şey anlatmıyormuş gibi görünse de, romanın içerisindeki karakterler ve nesnelerle yaptığı metaforlar ve kurduğu süslü cümlelerle aslında çok şey anlatıyor. Ancak Yüzyıllık Yalnızlık; içerisinde barındırdığı aynı isimli karakterlerin yoğunluğu ve sıkça bahsedilen karmaşık cinsel ilişkilerden dolayı okunması hiç de kolay olmayan bir kitap. Herkesin başlayıp da sonunu görebileceği bir kitap değil. Ama bence dikkatli bir şekilde okunduğunda ve kimin hangi karakter olduğunu ayırt edebildiğinde 'Acaba bunun sonu nereye gidiyor?' diye merak uyandıran bir kitap. Bana kalırsa bir oturuşta bitirmek isterdim çünkü ara verip devam ettikçe karakterlerin kim olduğu, hangisinin babası, hangisinin oğlu, hangisinin dedesi olduğu karışıveriyor kii, Gabriel Garcia Marquez de kurguladığı gerçek dışı olaylarla ve karakter yoğunluğuyla bunu yapmayı istiyor. Romanından bahsederken; “İdeal bir roman yalnızca politik ve sosyal içeriğinden değil, aynı zamanda gerçeğin içine işleyebilme gücüyle de insanları huzursuz etmelidir ve onların kafalarını karıştırmalıdır; hatta daha iyisi, bunu bizim gerçeğin diğer yüzünü görebilmemiz için gerçeği