"Nehir, gökyüzünden ve köprüden ve yanan ağaçlardan seçtiği parçaları yansıtıyordu, kürek çeken üniversiteli genç kayığıyla aralarından geçtikten sonra bu yansımalar, o genç oradan hiç geçmemiş gibi tekrar kapanıyor, bir bütün oluyorlardı. Orada insan, düşüncelere gömülerek saatlerce
oturabilirdi. Düşünce – hak ettiğinden daha gurur verici bir addı bu – oltasının ipini nehre sarkıtmıştı. İp, yansımaların ve otların arasında dakikalarca, oraya buraya salındı, sularla birlikte yükselip alçaldı, sonunda – bilirsiniz hani, hafifçe gerilir – oltanın ucunda ansızın bir düşünce yığıldı: Dikkatle çekip aldım onu ve özenle yere serdim. Heyhat, çimenlerin üzerine serildiğinde bu düşüncem ne kadar da küçük, ne kadar da önemsiz göründü; usta bir balıkçının, daha da irileşsin, günün birinde pişirip yemeye değsin diye gerisin geri sulara bırakacağı türden bir balıktı. "
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bin Muhteşem Güneş; Afganistan'da yaşanan savaşı, insanların yaşadığı zorlukları, genç kızların ve kadınların nasıl değersizleştirildiğini anlatıyor bize. Erkeklerin egemen olduğu bir toplumda kadınların nasıl değersizleştirildiğine, erken yaşta evlendirilip erkeklere itaat etmek zorunda bırakıldığına, şiddete maruz kaldıklarına ve tüm bunlara göz yummaya mecbur olduklarına yolları kesişen iki kadının gözünden bakıyoruz. Okurken kimi zaman hüzünlenirlen kimi zaman da sinirlenirime hakim olamadım. Her iki kadının da tüm yaşadıklarına rağmen gösterdikleri sabır, gördükleri tüm zulümlere rağmen verdikleri hayat mücadelesi ayakta alkışlanacak cinsten.