Napoleon Bonaparte, istediği vakit ve istediği kadar uyku uyurmuş. İnsan bu iradesini ahlâk ve maneviyat sahasında da pekâlâ tatbiki edebilir. Düşüncelerini, duygularını istediği istikamette çevirmekte aynı derecede muhtar olmalıdır. Ve bir kötü fikri ya da bir gönül azabını zonklayan bir çürük diş gibi söküp atmalıdır.
Ama büyük olan her şey ender bulunduğu gibi kavranması da zordur (spinoza)
Sadece onurlu insanları anmak yeterli olmaz mı?
Bu insanların azınlık olduğu doğrudur. Dahası, hep azınlık olarak kalacaklardır. Dünya kötü bir durumda ve her birimiz elinden geleni yapmadığı sürece her şey daha da kötüye gidecek.
Bu nedenle uyanık olalım;iki anlamda uyanık olalım:
Auschwitz'den bu yana insanın ne yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima'dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz.
Ölüm
Yaşamı oluşturan anların hepsi ölmektedir, yaşanan bir an asla geri gelmeyecektir. Yaşamımızın her anını olabilecek en iyi şekilde değerlendirmemizi anımsatan da bu geçicilik değil mi?
İkinci defa yaşıyormuşçasına ve ilk kez şimdi yapmak üzere olduğunuz gibi hatalı hareket etmişçesine yaşayın.
Trajedi karşısında ve olabilecek en iyi insan potansiyeli açısından iyimserlik, her zaman için
1)acıyı bir insan başarısına dönüştürmeye
2)suçluluk hisseden kişinin, kendisini daha iyiye yönelik olarak değiştirme fırsatını kazanmasına
3)yaşamın geçiliğinden, sorumlu bir tavır almaya yönelik girişim gücü kazanılmasına olanak vermektedir.
Yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey (iyilik, doğruluk, güzellik gibi) yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. Yani onu sevmektir.