Hayatın, insanlığın çoğu için, içtenlikle yaşanması gereken bir mutluluk değil, baskılar ve cezalarla inanılması gereken yalanlarla yapılmış dar bir alanda sürekli bir rol yapma hali olduğunu sezmeye başlamış olmalıyım.
En mutlu anı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. Bu acıyı dayanılabilir kılan tek şey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarına, renklerine, dokunma ve görme zevklerine bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatli saklarlar.