Kitapta Yuka-San’ın Amerikalı kiracısıyla olan hikâyesine tanık oluyoruz. Öncelikle onların sıcak ve içten dostluğu üzerinden insanın insana açılabilme hâlini görüyoruz.
Yuka-San, atom bombasından sağ kurtulanlardan biri. Komşusu onu şu sözlerle anlatıyor:
“Çoğumuz yandı, içimizde açılan yaraları bir kenara bırakın. Onun için Hiroşimalılar bizden kaçmak ister.”
Bu cümle, aslında şehrin ruhuna işlemiş acıyı özetliyor.
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Yuka-San’ın hikâyesi aktarılırken, ikinci bölümde kız kardeşinin doğumu ve daha sonra hayatının nasıl şekillendiği anlatılıyor. Böylece bombanın yalnızca o anki yıkımıyla değil, sonraki kuşaklara uzanan etkileriyle de yüzleşiyoruz.
Benim için bu kitap, yalnızca bir tarihi acının tanıklığı değil; aynı zamanda umudun, yeniden filizlenmenin ve insan kalabilmenin de hikâyesi. Hiroşima’daki insanların yaşadıkları, çok ince bir duyarlılıkla aktarılmış. Sizi hem sarsıyor hem de derin bir saygı uyandırıyor.
On üçümde ölmüşüm, on dokuzumda gömmüşler, yirmi küsür sene toprak üstünde çürümüşüm.Sözümona yaşamışım. Dünyanın makyajını sürseler yüzüme, altından çektiğim onca kahır mosmor belli eder kendini.