Harry hevesle zarfın içine baktı. Bir parşömen parçası daha vardı. Çabucak okudu ve içi ısındı, memnuniyetle doldu. Sanki bir şişe sıcak Kaymakbirası'nı bir dikişte içmiş gibiydi.
Ben, Sirius Black, Harry Potter'in vaftiz babası sıfatıyla, onun hafta sonlarında Hogsmeade'i ziyaret etmesine izin veriyorum.
Harry, Dumbledore'un, elinde muazzam Quidditch Kupası'yla beklediği tribünlere taşınırken, sadece ağızları kulaklarında tebessüm ettiler.
Etrafta bir Ruh Emici olsaydı keşke... Ağlayan bir Wood'dan Kupa'yı alıp havaya kaldırdığında, Harry dünyanın en iyi Patronus'unu yaratabileceğine inanıyordu.
"Demek Dobby trene girmemizi engelledi ve kolunu kırdı..." Başını salladı. "Biliyor musun ne diyeceğim, Harry? Eğer hayatını kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmezse, seni öldürecek."
Harry'nin yaşamındaki en güzel geceydi bu, Quidditch'te kazandıkları geceden de, Noel gecesinden de, dağ ifritini yere serdikleri geceden de güzeldi... bu geceyi hiç, ama hiç unutmayacaktı.
Ama o andan sonra, Hermione Granger arkadaşları oldu. Bazı olaylar vardır, dostluklara yol açar, dört metre boyunda bu ifritin canına okumak da öyle bir olaydı işte.