#morsandıktakiyazılar
Kitap adı:Delifişek
Yazar: José Mauro De Vasconcelos
Çeviri: İnci Kut
Sayfa sayısı: 85
Kitabın türü: Roman// Biyografi
"Şeker Portakalı" kitabını takip eden üçüncü kitabını okumaya başladım ve bitirdim çünkü ikincisi hala gelmedi.
Zeze artık yetişkin yaşa ulaştığından çocukluğunda onu yalnız bırakmayan her şey ve herkes terketmiştir onu. Ne portakal ağacı vardır ne de karşıdan karşıya geçerken işkenceye dönüşen yol.
Hayat yolunda ona artık başka ailesi eşlik eder, aslında istediği her şeye de sahiptir ama mutlu değildir, çünkü yetişkin sorunları onu oldukça çok huzursuz ediyordur.
İçi içine sığmadığı için, yaşadığı yer de ona dar gelmeye başlar.
Ya denizde uzun saatler geçirir ya da gece boyunca gemilerde çalışır.
Kimsenin onu anlamadığını düşünüp, içini iyice kapar herkese. Ya rastgele gezmelere çıkar ya da kendine geçici meşguliyetler arar.
Babası onu anlamaya başladığında, Zezenin aslında küçücük bir yerleşim yerine değil, keşfedilecek kocaman dünyaya ihtiyacı olduğunu anlar.
Ona destek olmaya karar verir.
Zezenin kendini arayıp bulması için kaçınılmazdır bu.
Yeni işi gemilerle uzak diyarlara gitmektir artık. İlk başta dünyayı o kadar büyük sanmadığından bu durum biraz ürkütür onu.
Bu kadar spoiler yeterli, kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum
Not: "Bazen bizi anlamayan insanlarla çevrili olduğumuzda dünya dar gelir, boş gelir"
Aylin Özgür
DelifişekJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202133,7bin okunma
Eser, genç bir kadının ayrılıktan sonra yaşadığı durumları kendi kendine konuşup, sorup cevaplamasını bize aktarıyor. Ayrılık acısıyla boğuşan kadın, çareyi ayrıldığı adama (Osman'a) yazarak içini dökmekte buluyor. Mektup gibi değil de daha çok kendi kendine yazdığı bir günlük gibi.
İnce olmasına rağmen oldukça etkileyici bir kitap. Yer yer güldürüyor, yer yer hüzünlendiriyor, yer yer öylece duvara baktırıyor...
Duru, samimi, yalın ve biraz da mizahi bir dili var. Okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Çok samimi, çok tanıdık.
Ayrılık sonrası ve genel olarak hayatın içerisinde yaşadığımız duygu karmaşalarının, git gellerin, fikride ve duyguda sabit kalamamanın bireysel olmadığını, hepimizin benzer tınılarda dolaştığını görmek çok rahatlatıcı ve çok insan hissettiriyor.
Birey olarak hepimizin hikayesi ve yolları farklılık gösterse de bu yolu yürürken benzer noktalara basıyor olmak, hepimizin benzer hislere kapılıyor olması ve bunu duymak bana çok iyi hissettiriyor.
Ağır, ağdalı bir dil kullanmadan da, oldukça rahat okunabilir bir anlatımla da edebi olmak mümkün. Bunu çok güzel başarmış. Çok ufak ufak söylemlerle çok güçlü yerlere dokunmuş.
Keyifli bir okumaydı.
"Dünyanın sonundan başka hiçbir şey, dünyanın sonu değildir.”
Kafa Dergisi'nden beri Aylin Balboa'nın diline az çok aşinaydım. Bu yüzden kitabı okurken yabancılık çekmedim. Tam tersine, yıllardır tanıdığım birinin anlattıklarını dinliyormuş gibi hissettim. Belki de bu yüzden sayfalar su gibi aktı. Çünkü anlatılanlar kurgu olmasına rağmen fazlasıyla gerçek hissettiriyor.
Kitabın en sevdiğim tarafı, yas ve özlem gibi ağır duyguları anlatırken bunu büyük laflara yaslanmadan yapabilmesi oldu. Bir kaybın ardından geride kalan boşluğu, hatırlamanın bazen ne kadar yorucu bazen de ne kadar kıymetli olduğunu çok sade ama etkili bir dille anlatıyor. Üstelik bunu yaparken okuru sürekli hüzne boğmuyor.
Hatta itiraf etmeliyim ki bazı bölümlerde gerçekten kahkaha attım. Osman'ın etrafında şekillenen anılar, gündelik hayatın absürt tarafları ve karakterlerin doğallığı öyle samimi aktarılmış ki bir sayfada boğazın düğümlenirken birkaç sayfa sonra kendini gülümserken buluyorsun. Sanırım kitabın en güçlü yanı da burada saklı.
Kitabın çıkış noktasında kişisel bir kaybın izleri hissedilse de Osman zamanla tek bir kişiden çok daha fazlasına dönüşüyor. Okurken bazen bir dostu, bazen aileden birini, bazen de hayatından eksilmiş herhangi birini hatırlatıyor. Bu yüzden anlatılan hikâye bir noktadan sonra yalnızca yazara ait olmaktan çıkıp okurun da hikâyesine dönüşüyor. Ben sevdim
Çok keyifliydi okumak. Bazı yerlerde bayağı güldüm. Şu şekil kafayı sıyırmak lazım. Hem güldürüyor hem düşündürüyor. Can sıkıntısından bir oturuşta bile okunur. Bayıldıımm.
O kadar doğru bir isim tercihi olmuş ki bu kitap için. Osman'sız yaşattı Osman'ı. Bu hikaye gerçekten de Osman'dan uzunmuş. Daha ilk sayfasından Osman'dan ayrılıkla başlayıp sonrasında geriye kalan boşluk, alışkanlıklar ve insanın kendisiyle baş başa kalmasını anlatıyor.
Osman kitapta var ama aslında yok. Çünkü mesele Osman değil. Kitabı okurken sanki bir arkadaşım karşıma oturmuş da filtresiz bir şekilde içini döküyormuş gibi hissettim. Kısacık bir kitap ama içinde çok fazla duygu var. Bence anlatmak istediği şey şu: Bazı insanlar hayatımıza giriyor, çıkıyor ama hayat onlardan daha uzun sürüyor. Hikâye devam ediyor.