Bir Kırgız efsanesine göre mankurt, sorgulama yeteneği olmayan bilinçsiz köledir. Mankurta dönüştürülmek istenen kişinin başı kazınır, başına ıslak deve derisi geçirilir. Elleri ve kolları bağlanıp güneş altında bırakılan kişi, derinin kuruyup gerilmesi ile inanılmaz acılar çeker ve en sonunda aklını yitirir. Hafızası silinir, efendisinden başka kimseyi hatırlamaz. Böylece bilinçsiz bir köle yaratılmış olur.
Cengiz Aytmatov’un bilinen ‘’Gün Olur Asra Bedel’’ eserinde kullanılan ve yaygınlaşan bu kavram, günümüzde bize çok da uzak değil aslında. Sadece hayatta kalmaya çalışmanın bizi çevirdiği yaratık, bilincini kaybetmiş bir mankurttan farksız. Kendimizi idame ettirmek adına kapalı hayatlarımızın perde arkasına sığındığımız birbirini takip eden günlerle dolu yaşamımız. Her geçen gün kafamıza geçirdiğimiz görünmez ıslak deve derisiyle güne başlıyoruz. Her saati mutsuz, bilinçsiz, acı dolu geçiriyoruz. Sevmediğimiz işleri yapıyor, korktuğumuz gerçeklerle baş başa kalıyor fakat buna rağmen yaşamaya çalışmak için sorgulamadan, sessizce içimize dönüyoruz. Tüm bunlardan daha tehlikelisi ise, unutuyoruz. Neden bu dünyada olduğumuzu, ne yapmak istediğimizi, sevdiklerimizi ve sevmediklerimizi… Kısacası bizi insan yapan şeyleri zihnimizin kapılarından içeri almıyor, inatla dışlıyoruz onları. Bizden daha gelişmiş ya da daha ‘’iyi’’ olmayan akıllar tarafından birer robota dönüştürülüyor ve sadece bize denilenleri yapıyoruz. Günden güne maneviyatımızı kaybediyor ve iki gözümüzün gördüğü dünyanın dışındaki sahneleri karartarak bu karanlıkta yaşamaya razı oluyoruz. En katlanılmaz nokta ise, bunların farkına bile varmıyoruz. Tıpkı bir mankurt gibi.
‘’Evrende en büyük ziyan, sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyindir.’’ der Einstein. Sorgulamayan, gözlemlemeyen, analiz etmeyen bir