(Rüya) (Lilith bir masada oturuyordu,çocuk masaya mutfaktan servis halinde yiyecekleri getiriyordu.) Lilith:Nöbetçiyi çağırsaydık o hallederdi. (Gülerler) Çocuk:Nöbetçiye bayadır ulaşamıyorum. Lilith:Onun da kavgası sanat işte O da sanatın mahkumu. Çocuk: Bende sana mahkumum Hemde ebediyennnn (Lilith yeşil gözlerini çocuğun gözlerine dikti) Lilith:Hormonlarımı zıplatıyorsun Berke Yemeği yiyemeden Çocuk:Yemeği yemeden sevişsek ? Lilith: Bana bunlarla gel işte Masum sevgilim. Çocuk:Bütün meleklerden daha güzel şeytanım benim Buldum kendimi benliğinde yaram yok artık Mutluyum seninle Beter olsam da günün birinde İçinde sen varsan RAZIYIM Lilith: Kazanırsak beraber kazanırız Kaybedersek beraber kaybederiz Çocuk: Aynen öyle
Edebiyat
Sustu knk aynen bir vur bakayım nasıl ömürlük susuyor

Neyseişte

@Sonssayfa
·
Koca kafa sussana
Müzik
Reklam
Kardeşimle eski videoları izliyoruz (onları eğlendirmek için spikerlik yapıyorum) -abla o zamanlar ne kadar hayat doluymuşsun (ani bir farkediş haliyle) +hehe aynen ya (💔💔❤️‍🩹❤️‍🩹)
Edebiyat
Dünya ne demektir bunu hiç düşündünüz mü? Arapça'da "dun" aşağı demek ya da işte yaşanılan yer, dünya. Yani aşağıdakilerin yaşadığı yer. Yani aşağılık yer. Şimdi biz aşağılık mıyız? Evet aynen öyle aşağılıksınız Sadık beyciğim ama üzülmeyin hepimiz öyleyiz, aşağılık olmasak bu aşağılık yerde niye yaşayalım. Ne demiş sevgili manevi abim Friedrich Nietzsche, varlık sonsuz bir yaradır ve övünülecek bir şey değildir.
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -IV-
Tarih bir "yorum-bilim"e dönüştüğünde tesbitler büyük resme talip olmaya başlarlar. Sözgelimi: Batı'nın tarih anlayışına göre, yine kendisinin tâyin ettiği çağların açılıp kapanması, cisimce gayeten küçük olayların sonucu olarak gerçekleşmiştir. İlkçağın bidayeti yazının bulunmasıdır meselâ. Yeniçağın başlangıcı ise İstanbul'un fethidir. Fakat, ne yazıyı bulan kişiye/kişilere ne de İstanbul'u fetheden mübarek orduya/komutana sorsanız, böyle bir niyette oldukları bilgisini onlardan alamazsınız. Evet. Onların eylerken Batılı tarihçilerce çıkarılacak sonuçlardan haberleri yoktur. Kendilerine âit niyetleri vardır. Belki biraz da öngörüleri. Ancak işin varacağı nokta tastamam hasbelkaderdir. Yâni "hesabü'l-kader"dir. Kaderin bir hesabıyladır. Buna benzer birçok misâl verilebilir ki, bir yorum-bilim olarak tarih, küçük olaylara sahiplerinin niyetçe kaldıramayacağı kadar büyük ağırlıklar yükler. İsabetsiz de değildir üstelik. Çünkü tetkikini daha büyük bir resme göre yapar. Sonuçları eylem sahiplerinin öngöremeyeceği bir genişlikte görür. Onları analiz eder. Atılan taşın dalgalarının nerelere kadar vardığını seyreder. Bütün bu okumalarının ardından da mezkûr olayları çağlarının başlangıcı olarak atar. Ha, elbette, nazarını etkileyen kendi imânıdır. İdeolojisinin öğrettiği önem sırası tâyinlerde belirleyicidir. Şüphesiz bu tarihi yazan biz Müslümanlar olsaydık çağların durumu bambaşka olurdu. Bu nedenle, ben, kimilerinin "Muaviye radyallahu anhı sevmeye engel" gibi gördüğü meşhur metni, Bediüzzaman'ın tarih okuması olarak da analiz ediyorum. Nedir? Yeniden misafir edelim: **"Cemel Vak'ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Âişe-i Sıddîka (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) arasında olan muharebe, adalet-i mahzâ ile adalet-i izafiyenin
Hazreti Muaviye
HZ. MUAVİYE'YE "radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -III-
"Ömer İbnu'l-Hattab (r.a.), Umeyr İbnu Sa'd'ı Humus valiliğinden azledince, yerine Hz. Muaviye'yi (r.a.) tayin etti. Halk: Umeyr'i azledip Muaviye'yi mi tayin etti, diye mırıldandı. Umeyr (r.a.) ise: Muaviye'yi hayırla yâdedin. Zira ben Resulullah aleyhissalatuvesselamın "Allahım onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!" dediğini duydum, dedi." Kütüb-i Sitte, Hadis No: 4478 Evvelki yazılarıma yapılan bazı yorumlardan ötürü, daha başlarken bir noktayı açıklığa kavuşturmak istiyorum: Hz. Muaviye'nin "radyallahu anh" denileceklerden olduğu "şu âhirzamana kadar" Ehl-i Sünnet mabeyninde "netameli" bulunmuş bir konu değildir. Mevzuun gerek İmâm-ı Gazalî'nin İhyâ'sında, gerek İmâm-ı Rabbanî'nin Mektubat'ında ve gerekse diğer makbul/muteber kaynaklarımızda nasıl ele alındığını incelerseniz "netameli" hiçbir noktaya rastlayamazsınız. Hz. Muaviye'nin bir Sahabî olarak "hürmete layık olduğu" gayet açıktır. İttifakla da beyânlıdır. Ulemamızın bu meseleyi medar-ı bahs etmeleri, kendi aralarında tartışma konusu olduğundan değil, Şia vb. bid'a fırkaların Mü'minlerin kafalarını/kalplerini karıştırmalarına engel olmak içindir. Elhamdülillah. İşte biz de bugün o salih seleflerimizin izlerini takip ediyoruz. Rabbim, ne bu dünyada ne ötekisinde, dudaklarımızı ayak izlerinden kaldırmasın. Âmin. Bediüzzaman'ın da bu müceddidler kervanının bir halkası olduğunu hatırlarsak, elbette, ondan da bu hak yoldan başkası sâdır olmaz. Başka muradı olamaz. Zâten, Hz. Ali radyallahu anhın duruşunu "azimet" Hz. Muaviye radyallahu anhın duruşunu ise "ruhsat" noktasında ele alması, "her ikisini de" İslâm dairesi içinde gördüğünün delillerinden birisidir. Mezkûr kavramlar hakkında küçük bir özet geçersem: **Azimet "asıl hüküm"dür. Ruhsatsa şartlarına bağlı olarak uygulanabilecek "geçici
Hazreti Muaviye
Reklam
Reklam