Kuşkulu oluşu da saflığından, temizliğinden geliyordu. Gururluydu, ama bu gurur hiçbir zaman kibre varmıyordu. Yüceleştirdiği bir varlığın alaya alınmasına dayanamazdı. Kişiliğine yöneltilen hakarete aynen karşılık verebilirdi, ama kutsal saydığı şeylere tecavüz edilince acı çekerdi. Bu durum ruhunun yeteri kadar güçlü olmayışından gelmiyordu. Kendi dünyasında yaşayanların çoğunda olduğu gibi toplum hayatından, insanlardan uzak yaşamaktan geliyordu. O da tüm hayatını, neredeyse hiç çıkmadan kendi dünyasında geçirmişti. Ayrıca Nataşa’nın belki babasından geçmiş, bütün iyi kalpli insanlara has bir özelliği vardı: Karşısındakini olduğundan iyi görür, daha ilk bakıştan büyük bir heyecanla meziyetlerini büyütürdü. Bu çeşit insanların hayal kırıklığına, hele sebebin kendileri olduğunu bilerek uğramaları pek acı olur. Ne diye kendilerine verilebilecekten fazlasını umarlar sanki? Böyleleri, her an hayal kırıklığı tehlikesiyle karşılaşmaktansa, köşelerine çekilip dünyayla bağlantıyı kesmeli en iyisi. Dikkat ettim, köşelerini öyle severler ki, zamanla büsbütün yabanileşirler. Üstelik Nataşa birçok felaket, acı, hakaret görmüştü. Bu bakımdan onu sağlam yapılı saymaya imkân yoktu. Yani onun için söylediklerimde bir kusuru varsa bile hoş görülmeliydi.
Sayfa 148·Kitabı okudu
Alıntı
Kuşkulu oluşu da saflığından, temizliğinden geliyordu. Gururluydu, ama bu gurur hiçbir zaman kibre varmıyordu. Yüceleştirdiği bir varlığın alaya alınmasına dayanamazdı. Kişiliğine yöneltilen hakarete aynen karşılık verebilirdi, ama kutsal saydığı şeylere tecavüz edilince acı çekerdi. Bu durum ruhunun yeteri kadar güçlü olmayışından gelmiyordu. Kendi dünyasında yaşayanların çoğunda olduğu gibi toplum hayatından, insanlardan uzak yaşamaktan geliyordu. O da tüm hayatını, neredeyse hiç çıkmadan kendi dünyasında geçirmişti.
Sayfa 148·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Bizim oralarda iflah olmaz bir atı vuracaklar mı, at aynen böyle bakardı billa! Vurulacak bir atla göz göze asla gelmeyeceksin. Geldi mi, ömür boyu o at dirilir dirilir kalkar önünde.Dirilir dirilir kalkar. Hem de hep bu bakışla. Kurtulamazsın…
Sayfa 77·Kitabı okuyor
Herhangi bir şeye aşırı derecede üzülmek durumunda, vücutta uyuyan bir kanser ya da kalp hastalığı varsa ortaya çıkar ve ani ölümlere sebep olur. Stresin öldürme şekli budur. İnsanın kalbini kırılması da, onu depresyona sokarak öldürebilir. Bizim inançlarımızda, kalp kırmak ile Kabe yıkmak bir tutulur.Kişi birinin kalbini kırdığı zaman, onu ölüme sürükleyecek derecede yaralamış da olabilir. İnsanın sevdiği şeylere saygısızlık yapılırsa, aynen vücudunu kurşunla yaralamak gibi, ruhu da yaralanır. İnsanın ruhuna değer vermek, bedenine değer vermekten önemsiz değildir.
Sayfa 269·Kitabı okudu
Alıntı
“Hepimiz kendi durumumuzu değiştirebiliriz. Yaydığımız her şey bize aynen geri dönüyor.… İşareti biz isek kendimize de onu çekeriz daha yüksek bir titreşim alanına erişmek istiyorsak inançlarımızı yükseltmemiz gerekir ki bu da değişim sürecinin ikinci ön aşamasıdır bedenimiz içinde bulunduğumuz durumu anlamamız için değerli bir göstergedir. …  iyileşmenin sırrı yöntemi kabullenmekte değil, onu birebir yaşamakta. . Kendinle ne kadar uyum içinde ve başkalarıyla bağlantı halindeysen urettigi sevgi o kadar güçlü ve titreşim frekansını da o kadar yüksek olur.”
Sayfa 150·Kitabı okuyor
İlk düşüncem şuydu: "Düş görüyor olduğumu bildiğim bir düş bu neyse ki." Yine de Harrey'in yok olup gitmesini yeğlerdim. Bunu gözlerimi kapatıp çok yoğun bir şekilde dilemeye başladım, ama gözlerimi açtığımda karşımda az önceki gibi oturuyordu hâlâ. Dudaklarını hep yaptığı şekilde sanki ıslık çalacakmış gibi büzmüştü, ama gözleri hiç gülmüyordu. Düşlere ilişkin, bir önceki akşam uykuya dalmadan önce düşündüklerimi hatırladım. Harey onu canlı olarak son gördüğümdeki gibiydi aynen, o zaman on dokuz yaşındaydı, yaşasaydı şimdi yirmi dokuz yaşında olacaktı, ama doğal olarak hiç değişmemişti -ölenler genç kalırlar çünkü. Gözleri yine o aynı, her şeye şaşkın bakan gözlerdi ve bana bakıyordu. Ona bir şey fırlatmayı düşündüm, ama bu sadece bir düş olsa da, ölmüş birine -düşte bile- bir şeyler fırlatmaya cesaret edemedim bir türlü.
buradan esinlenmiş olabilir, Tarkovski. Düş görmek âlâmet değildir, bir nebze kendini arındırmaktır. Oysaki günlerimiz olağan düzeyde sınırlandırılmıştır.
Reklam
Reklam