İlk düşüncem şuydu: "Düş görüyor olduğumu bildiğim bir düş bu neyse ki." Yine de Harrey'in yok olup gitmesini yeğlerdim. Bunu gözlerimi kapatıp çok yoğun bir şekilde dilemeye başladım, ama gözlerimi açtığımda karşımda az önceki gibi oturuyordu hâlâ. Dudaklarını hep yaptığı şekilde sanki ıslık çalacakmış gibi büzmüştü, ama gözleri hiç gülmüyordu. Düşlere ilişkin, bir önceki akşam uykuya dalmadan önce düşündüklerimi hatırladım. Harey onu canlı olarak son gördüğümdeki gibiydi aynen, o zaman on dokuz yaşındaydı, yaşasaydı şimdi yirmi dokuz yaşında olacaktı, ama doğal olarak hiç değişmemişti -ölenler genç kalırlar çünkü. Gözleri yine o aynı, her şeye şaşkın bakan gözlerdi ve bana bakıyordu. Ona bir şey fırlatmayı düşündüm, ama bu sadece bir düş olsa da, ölmüş birine -düşte bile- bir şeyler fırlatmaya cesaret edemedim bir türlü.
buradan esinlenmiş olabilir, Tarkovski. Düş görmek âlâmet değildir, bir nebze kendini arındırmaktır. Oysaki günlerimiz olağan düzeyde sınırlandırılmıştır.