Puan vermedi·208 syf.··
2026 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 16:00
Kitabı basitçe özetlemek gerekirse; yazar aslında danışanları ile yapmış olduğu terapi seanslarını anlatmış. Bunları hasta güvenliği nedeni ile doğrudan yazamayacağı için coverlamış. İsim, bazen olay örgüsü değişikliği, Yalom'un felsefi ıslıklı cümleleri de araya katılmış. Her insan farklı öykü. Her öykü farklı sorular ve bazen de aynı sorular. Aynılık da insan olmaya çok dair bisey çünkü. Okurken çok sarmalanmış hissettim. Kelimeler sadece bir aktarım aracıyken hatta kimi zaman kelimelerle bile kendimizi iyi ifade edemezken aktaramazken yazarın cümlelerindeki samimiyet bana çok geçti. Ölüm korkusu, iyi yaşayamama kaygısı, kapana kısılma hissi, yardımcı olamamak, faydalı olamamak.. öykülerde pek çok sorunla karşılaştım ve bunlar aynı zamanda kendim üzerinde de düşünmemi sağladı. Kimin iyisi, kimin doğrusu, kimin imajına göre yaşıyorum. Ve bunları hangi çizgide ilerletmeye çalışıyorum? Kendi onayım cevabını verebiliyorum dürüstlükle, ama bu onay mekanizmam büyürken içimde bu sahiden nasıl oluştu? Bir gün uyandım ve onay mekanizması mı vardı içimde mesela? İşte böyle basitçe yani. Ben bu soruları düşünmeye devam edeceğim. Şundan da eminim her yaşta olmaz belki ama bir kaç yılda bir de fikrimin değişeceğine eminim :) İnsanın gaipten gelen sorularla ya da Yalom'un ya da düşündürücü sorular sormasını sağlayan kitaplar nedeniyle içindeki kendi duvarlarına çarpa çarpa anlam yüklenmesini sağlayan bu kitaplarla karşılaşmasını değerli buluyorum. Düşünürken açık - karmaşık. Yaşarken karmakarışık. Deneyimlerin doğrusal düzlemine mükemmeliyetine inanmıyorum. Olana saygı duyuyorum ama sanki karmaşıklık bize noktalı virgülü ile bunu öğren diyor. Ve orada cözümsel bir adımı sırtlanabilmek çok insan hissettiriyor. Kitap da bunlarla dolu aslında. Yalom'un bu kitabını, okumayı seven
Günübirlik HayatlarIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 201616,2bin okunma
Aşk kaç beden giyer? ;)
Puan vermedi·64 syf.·
2026 34. kitabı
Aşk... Ya da Eros... Mite göre Eros güzellik tanrıçası Afrodit ile savaş tanrısı Ares'in oğlu olarak tasvir edilir. Hikayesini ise biliriz. Psyche'i kıskanan güzeller güzeli Afrodit bu kiniyle Eros'a bir görev verir. Eros'un görevi psyche'yi (ruhu) dünyanın en çirkin yaratığa aşık etmektir. İşler ters gider ve Eros'un oku kendine döner, psyche'yi kendine aşık eder. Burada aşk planlananın değil, sapmanın içerisinden doğar. Buna çok öfkelenen Afrodit ise bir yığın zorlu görevlerle Eros ve Psyche 'nin kavuşumunu engeller. Çünkü aşk dönüşüm ve gelişim ister. Han'ın kitaplarında sıklıkla tekrar ettiği gibi; Modern insan ise cezayı artık bir tanrıdan değil, kendinden alıyor. Bir farkla 'Ödül' sandığı sey kocaman bir yanılgı. Çünkü kendine hedefler koyuyor, kendini ölçüyor, kendini zorluyor. İdeal aşka özlem büyürken, ona yaklaşma ihtimalimiz de gittikçe azalıyor. Düşünürlerse Eros kavramını sadece romantik bir aşkın ötesinde; evrensel bir güç, yaşam enerjisi veya hakikat arayışı olarak tanımlamışlardır. Platon'a göre Eros, mitteki gibi güzellik ile başlayıp idea edilen, yüksek hakikate ve ruha ulaşma isteği. Jung'a göre bir bağ kurma şekli, Freud'a göre yaşam dürtüsü, Schopenhauer 'a göre bir araç...v.b Byung chul Han ise aşkı; Başka'ya, farklı olana kulaklarımızı tıkadığımız yerde arıyor. Ona göre; Günümüzde bu aynılık cehennemi içinde Erosa (aşka) yer olmamasının nedeni budur. Cünkü Atopik başka'yı kabul etme cesareti göstermek yanında değişim ve dönüşüm gerektirir. Bir kendilik 'Kıyamet' i çağırır. Eros'un ızdırabı ise Han'a göre burada başlar... Aşk neden can çekişiyor? Han'a göre aşkın ölmesinin tek bir sebebi yok. En önemli neden ise; Han'ın düşünce biçiminin merkezini oluşturan 'Performans toplumu ilkesi' bugün her alanda olduğu gibi aşk ve cinselliği de
Alıntı
Eros'un IstırabıByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20191,506 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aitsizliğin, huzursuzluğun ödülü: Öngörülememek
Puan vermedi
Kitabı bölüm bölüm kendime anlatacağım amacım inceleme yazmak değildir dileyen faydalanabilir. Bir çocukluk yarasıyla başlayan bu uyanış ve mücadele sanki kendimi hep o yanlış hissettiğim zamanların önemli doğruluğunu söylüyor. Okurken öğrendiğim onlarca bilgi ve tanıştığım insanların yanı sıra, bana gerçeklerle ve acımasız tarihle vizyon katan bir kitap oldu. O kırmızı hapla yeniden karşılaştım. I. BÖLÜM ÇEMBER Bizler yalnızca kurban psikolojisi yaşamıyoruz, içinde bulunduğumuz rejimlerin eğer farkında değilsek gerçekten de kurbanıyız, bugün yaşadığımız özgürlük çağı, liberal sistem, sözde kimsenin hayatına kimse karışamaz algısı, fasa fiso... Abdula ise buna komünizmin katılığının duvar ördürttüğü doğu bloğunda Yugoslavya'da büyürken şahit oluyor. (Tito rejimi, Milosevich, Gorbaçov... ) Bu insanlar post-hakikat ve kişilik kültü, lidere yönelik abartı sevgi, kahramanlaştırma ve dokunulmazlık, ile kurulan fantastik bir dünyada yaşatılmaya mecbur kılınmışlardı. Öyle ki Romanya'nın gizli polisi Securitate 700 bin kişiyi muhbir olarak görevlendirmişti, eşler bile birbirini ihbar edebiliyordu. Bu korkunç ve acımasız gerçeklik aslında Abdula'nın anlatımına göre bugünden farklı değildi yalnızca artık gözün bizi izlediği gözümüze sokulmuyor biz ona teslim oluyorduk. Algoritmalar bizi gözün kölesi haline getirmişti. Yugoslavya o yıllarda tıpkı şuanki bizler gibi hipernormalleşme yaşıyordu. Neydi bu hipernormalleşme? Kısaca sistem yalan söyler, biz yalan söylediğini biliriz, onlar bizim bildiğimizi bilir ama yine de herkes her şey normalmiş gibi davranmaya devam eder. Yani; yapay bir dünya oluşturuluyor (gerçeklik ötesi verilerle kurulmuş) insanlar zamanla ve çaresizlikle bunu kanıksıyor, umutsuzluk günden güne toplumu çürütürken yankı odaları, aynılık ekonomisi
ÖngörülemeyenlerAkan Abdula · Destek Yayınları · 2021211 okunma
Öteki kaybolunca, kendini de kaybediyorsun
Puan vermedi·92 syf.·
2026 34. kitabı
(ya da en azından kafan karışıyor) Han'ın kitaptaki genel derdi bu: Bizim ötekini kovdukça, aslında kendimizden de bir şeyler kovduğumuz. Asıl ihtiyacımız olan ise diyor: Ona sarılmak, onu dinlemek, onunla karşılaşmak... Bu kitaba "Ötekine Sarılmak" deseydi daha mı çok dikkat çekip okunurdu acaba? Okuma oranlarının oldukça düşük olduğunu görünce benim düşünce :) Ama ne yazık ki, kitabın adı da yerli yerinde: Biz ötekini kovuyoruz. Her gün biraz daha uzağa, biraz daha uzağa… Bir şeylerin sayısal karşılığını görmek refleks olmuş, bu kitapla alakalı diyeceğim de şu ki: 88 sayfa / 77 alıntı. Bu kitap, bu yıl okuduklarım arasında en fazla alıntı paylaştığım kitap – şimdilik. Ve bu kitabın hepimize dokunan bir konusu olması nedeniyle enerjimi dibine kadar kullandım ve paylaştım – çoğunu :) Çünkü bence hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz: Aynı yalnızlığı, aynı "kimse beni gerçekten dinlemiyor" hissini, aynı ekran bağımlılığını, aynı tükenmişliği. Han'da bunları anlatıyor zaten. Ve Yorgunluk Toplumu'ndan sonra bu kitabı okumak çok iyi oldu. Çünkü ikisi birbirini tamamlıyor. İlki "kendimizle neden bu kadar yorulduğumuzu" anlatıyordu: performans baskısı, "yapabilirsin" tuzağı, kendi kendini sömürme. İkincisi ise "öteki olmayınca neden daha da yorulduğumuzu" anlatıyor: aynılık cehennemi, bakışsızlık, dinleyememe. Yani Yorgunluk Toplumu'nda hasta olan bireydi, Ötekini Kovmak'ta hasta olan ilişki. İkisi birleşince ortaya çıkan: Kendini sömüren birey, aynı zamanda ötekini de kovuyor. Han çok sık kaynaklara başvuruyor: Lacan, Heidegger, Lévinas… Yer yer dili dolambaçlı. "Ne diyor bu adam?" diye aynı paragrafı üç kez okuduğum oldu. Ama sonra sade ve çarpıcı cümlelerle toparlıyor… "Sen gel okuyucum, ben seni kaybetmek istemiyorum" diyor gibi. Anlaşılıyor ve düşündürüyor yani. Bazı bölümler
Alıntı
Ötekini KovmakByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024694 okunma
1/10
·392 syf.··
2026 3. kitabı
SKAM üçlemesinde en sevmediğim kitap bu oldu. Bayağı kötüydü. Kolay okunan bir gençlik romantizmi olmasına rağmen kitabı bitirmek için üstün bir çaba gösterdim çünkü hiç okuma isteği uyandırmadı. Çekici bir yanı yok. Ha sadece, Marie Curie hakkında yazılanları okumak güzeldi. Bee’yi hiç sevmedim. Levi ve Bee çok zorlama bir ikili oldular bana kalırsa. Bu kadar “aynılık” beni baydı şahsen. “Minik” kadın karakter ve klasik “upuzun, kapı gibi geniş, manken gibi yakışıklı, yapılı, 190+” erkek karakter tiplemesi beni zaten çekmiyor. Yazarın üç kitapta da erkek karakterleri hem tipleme hem kişilik olarak bu kadar aynı yazmış olması da onları ilgi çekici olmaktan iyice uzaklaştırıyor. Bee’nin Levi’dan direkt etkilenmesi ve sürekli “kasıklarıma değen bacağı” düşüncesi beni o kadar yordu, sinirlendirdi ki anlatamam. O andan sonra 30 sayfa boyunca aynı şeyi düşündü kızımız ki evet; klasik olarak kendisi “Levi’dan nefret ediyor” Çabuk gelişen ilişkileri zaten sevmiyorum fakat Tim’in Levi’a neden yalan söylediği ve Shmac ile Levi’ın aynı kişi olması olayları aşırı çabuk geçildi. Levi’ın tam bir mal olması peki :P aynen çok zeki bilim insanları cart curt. Daha Tim’in yalan söylediğini senelerdir anlayamamış avel. Ayrıca Aşk Hipotezi’nde de bunda da “mükemmel zeki çok yakışıklı harika bilim adamı”nin sevdiği kıza 5+ sene boyunca açılmamış olması konsepti benim açımdan bırakın romantik olmayı dünyanın en saçma şeyi falandı. Hayır bir şansınızı deneseydiniz hajxjqosh Son olarak, bilimsel ayrıntılar gereksiz fazlaydı. Eğer astronot kasklarının nasıl işlediğini öğrenmek isteseydim bu kitabı okumazdım, o yüzden bu kadar ayrıntı vermeye ne gerek vardı? Neyse genel anlamda karakterlerle hiç bağ kuramadığım, beni sinirlendiren, sıkan ve yoran korkunç bir kitaptı.
Beyindeki AşkAli Hazelwood · Nemesis Kitap · 20221,407 okunma
İlkgüz Kitap Kulübü
7/10
·167 syf.··
2026 7. kitabı
İlkgüz Kitap Kulübü sayesinde tanıştığım bir kitap daha. Toplumsal hayatın tümüyle kontrol altına alınma teması (kitaptaki adıyla “Aynılık”) ilginç bir şekilde işlenmiş. Vakit varsa benim yaptığım gibi tek günde bitirilecek akıcılıkta bir kitap. Kitabın son çeyreğini yeteri kadar tatmin edici bulmadım, biraz kolaya kaçılmış hissettirdi. Konu ve yaratılan evren oldukça ilginçken birçok farklı yöne gidebilirmiş ancak en kısa ve dolambaçsız patikadan sona ulaşılmış sanki. Aslında birçok yeri tahmin edilebilir gibi duruyorken okuduğumda şaşırdığım ve sevdiğim kısımlar oldu. En çok da renklerle ilgili kısımları sevdim. Yeteri kadar ikna olmadığım kısımlar olsa da 3.5 yıldızla İlkgüz Kitap Kulüplerinden bir kitap daha bu şekilde son buldu, aramıza katılmak için: taplink.cc/ilkguz
1000Kitap
Seçilmiş KişiLois Lowry · Arkadaş Yayınları · 20221,095 okunma