Züleyha

Çünkü sen varsın benim yanımda ve ben varım senin yanında
Puan vermedi·126 syf.··
2025 5. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2025 19:32
Fareler ve İnsanlar, Amerika’daki Büyük Buhran döneminde, mevsimlik tarım işçilerinin yalnızlığını ve hayata tutunma çabasını anlatır. Bu dünyada insanlar birbirine yabancıdır; aidiyet yoktur, güven yoktur. Herkes patronun egemenliği altında, emeğini satarak ayakta kalmaya çalışır. Romanın adı boşuna seçilmez. Steinbeck, Robert Burns’ün şu dizelerinden etkilenir: “Farelerin ve insanların en iyi düşünülmüş planları bile çoğu zaman boşa gider; bizi vaat edilen saadet yerine acı ve ızdırapla baş başa bırakır.” Kitap da tam olarak bunu yapar: Hayallerle başlar, hayallerin yıkılışıyla sona erer. Çiftlikteki herkes yalnızdır... Crooks, George ve Lennie’ye hayallerini anlattıklarında bunun İncil’deki cennet kadar ulaşılmaz olduğunu söyler. Daha önce de nice işçinin hayal kurduğunu, ama bu hayallerin kısa sürede yok olup gittiğini dile getirir. Yine de insanlar hayal kurar; çünkü hayaller onları hayatta tutar. Zenci olduğu için dışlanmış olan Crocs'un yalnızlığını anlatan cümlesi: “İnsanın yanında biri olmazsa delirir. Kim olduğu önemli değildir, yeter ki yanında biri olsun.” Yalnızlık burada bir duygu değil, bir hastalıktır. George ve Lennie’yi diğerlerinden ayıran şey tam da budur: Dostlukları. “Çünkü sen varsın benim yanımda ve ben varım senin yanında.” Lennie haz ve içgüdüyü, George ise aklı temsil eder. Bu ikisi birleştiğinde hayaller doğar; akıl devre dışı kaldığında ise geri dönülmez yıkımlar yaşanır. Candy’nin köpeğinin ölümü ile Lennie’nin ölümü arasındaki farka gelelim. Köpek, işe yaramaz olduğu için, nefret duyan biri tarafından öldürülür. Lennie ise acı çekmesin diye, sevgiyle öldürülür. Roman bize şunu fısıldar: Eğer ölüm kaçınılmazsa, öldürenin elinde nefret değil merhamet olmalıdır. Curley’nin vazelinle koruduğu eli, iktidarın ve gücün simgesidir.
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2012211,6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2024 01:48
Geçenlerde #1000k uygulamasında hangi kitabın yazarıyla arkadaş olmak isterdiniz? diye sormuslardı. Hiç düşünmeden Yalom cevabını verdim. Ona karşı duyduğum sevginin nedeni galiba kaleminin gücü ve kendimi içselleştirdiğim hikayeleri, çoğu zaman da varoluşsal sancıların cevabını verme şekli olsa gerek. Kitaplarında danışmanlarıyla yaptığı görüşmelerine tanıklık ediyoruz. Tabi kim olduğu ve bir kısmı değişen kurgulanmış halleriyle kaleme alınıyor. Ama meselenin özü zaten temelde aynı sorunları yaşayan insanların bu durumlarla yüzleşme seansları. Yalom danışmanlarının sorunları ile onlara farklı bakış açısı sağlarken, bir yandan da kendisiyle yüzleşmesini, duygularını o kadar samimi dile getiriyor ki işte bu da sevme sebeplerimden birisi daha. Sanki doktor ile danışan yer değiştiriyor ya da doktor kendisini tedavi ediyor. Çoğumuz karşı tarafta eleştirdiğimiz, düzeltilmesi gerekir diye düşündüğümüz konulara odaklanırız. Kusur, hep karşı tarafa aittir. Öyle ki kendimizde gördüğümüz ne varsa onların da sebeplerini hep başkalarında ararız. Ama insan kendiyle yüzleşmeye başladı mı aslında başkalarıyla olan mücadelede verdiği çabanın ne kadar anlamsız olduğunu fark ediyor. Sen değişirsen, hayata bakışın değişirse olaylara yüklediğin anlam da o denli değişir. Ve yük olarak gördüğün şeyler aslında bir tekamül sürecinin parçası oluverir. Yalom 6 farklı hikaye ile karşımıza çıkıyor. İlki annesiyle geç kalınmış yüzleşmesi. Çok kısa ama gerçekten sarsıcı bir gerçekliği gösteriliyor bizlere. Sadece bir yönüyle bakılan manzara ne kadar gerçeği gösterebilir ki... Denizin maviliği, suyun durgunluğu, dalgalarının sesi, içindeki balıklar, sıcakta verdiği serinlik duygusu... hepsi bir şekilde bize fayda sağlar. Peki bir kıyısında biriken pislikleri, dibindeki atıkları, ölüme çağıran
Psikoloji-İnceleme
Annem ve Hayatın AnlamıIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20182,597 okunma
Deliliğin kahkahası
Puan vermedi·80 syf.··
2023 4. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2023 11:11
1904 yılı Rus-Japon savaşında bir Rus askerin Mançurya'da yaşadığı dehşet verici anları gelişigüzel kaleme aldığı yazılarını, ölümünden sonra abisi tamamlıyor ve savaşın sadece askerleri değil geride kalanları da nasıl etkilediğini ilk ağızdan anlatıyor bizlere... Kısa bir hikaye olmasına rağmen daha ilk anda savaşın tam ortasında ateşin ve çaresizliğin içinde buluyorsunuz kendinizi. Açlık, hastalık, uykusuzluk ve yavaş yavaş deliren insanlarla birlikte o dehşetin içinde neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Hangi tarafta olursak olalım, savaş her yönüyle acı vericidir. Gidenlerin üzerinde bıraktığı ağır tahribatlar gözle görülür olsa da ruhsal etkileri bilinenin çok ötesine geçmiş bu kitapta. Aklını kaybeden askerlerin, düşmanla savaştıklarını zannederek verdiği mücadelede, gerçekle yüzleşmeleri ne kadar acı verici... Her yer kan, kopmuş bedenler, delirmiş doktor ve askerler, birbirini düşman gören aynı saftaki erler... İşte kahramanımızın kızıl kahkaha diye nitelendirdiği o korkunç savaş sahneleri kanla sulanmış topraklarda "deliliğin kahkahası" resmediliyor... Şölen havasında bir cinnet yaşıyorlar... yaptıklarının farkında olmadan... Savaşlar üzerine yazılan onca kahramanlık destanları, şiirler, romanlar, hikayeler, göğsümüzü kabartan karakterler, kazanılan zaferler ve daha nicesini okumuşuzdur. İşte bu kitap savaşın bambaşka yüzü ile tanıştırıyor bizleri. Savaş sadece cephede yaşanmıyor. Hayatta kalan askerlerin belki de tutundukları tek dal olan sevdiklerine kavuşmaları ve sonrasında hayatlarına devam etmeye çalışmaları da bir nevi savaştan arta kalanlar olsa gerek. Kalanların bir ümit döner diye bekledikleri sevdiklerinin geri gelmesi sizce sevindirecek mi onları? Kolu bacağı kopmuş olması değil, aklını yitirmiş olması gerçeğiyle yüzleşebilir mi insan? Hasret
Savaş
Kızıl KahkahaLeonid Andreyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20257,7bin okunma
Puan vermedi·464 syf.··
Beğendi
·
2023 3. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 18 Eylül 2023 00:00
1789 Fransız ihtilali... Bir devrin kapanıp yeni bir devrin açıldığı, dünya düzeninin değiştiği o yıkıcı devrimin ayak sesleri... Devrimin yakıp yıktığı yok ettiği hayatlar... Fransız İhtilali'ne zemin hazırlayan, halkın aşağılandığı ve insan onurunu zedeleyen muameleler gördüğü bu dönem tarihi gerçeklikler de kullanılarak muhteşem aktarılmış. Kitabın yarısına geldiğim halde kitabın övülme sebebini anlayamamıştım ama ısrarla okumaya devam ettim ve bitirdiğimde iyi ki tamamladım dediğim kitaplar arasına girdi. Paris ve Londra şehrinde yaşanan olaylar, bir aşk hikayesinin merkezinde kurgulanmış. Aristokratlar ve burjuvaların halka yaşattığı baskı ve şiddetin sonucunda her gün aşağılanan halk bir gün Bastil Hapishanesini ele geçirir. Yönetimi ele alan öfkeli halk, aristokrat aileleri ve onların soyundan gelen herkesi savunma yapma hakkı bile tanımadan anlık kararlarla giyotine gönderir. Günlük giyotine kurban edilecek kelle sayılarının hesaplandığı vahşet, halkın daha öfkelenmesine ve canileşmesine sebep olur. Kana susamış halk bir gün o nefretin ve zalimliğin kendisi için kullanılacağını düşünmez. Giyotine kurban edilen kelleleri alkışlayanlar, yönetimi eline alan başka güçler geldiğinde o giyotine kurban olacaklardır. Adaletin olmadığı yerde gücü elinde tutan her kim olursa olsun zalimlikte sınır tanımaz. Kitapta en beğendiğim yerlerden biri de halkın 5 dakika önce alkışladığı insanı 5 dakika sonra ölüme gönderilmesi için alkışlaması oldu. Kitlesel halk hareketlerinin psikolojik altyapısını çok güzel anlatmış. Bu galiba her toplum için geçerli içgüdüsel hareket olsa gerek. İşte bu nedenle Adalet Adalet Adalet... Hukukun olmadığı yerde gücü elinde tutan her kim olursa olsun kendinde zulmetme hakkını görür ve insanın yapabileceklerindeki sınırsız olan o zalimce
Dünya Klasikleri Edebiyat Roman
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Can Yayınları · 202376,5bin okunma
Bana bir masal anlat, yoksa öleceğim...
9/10
·228 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2023 17:27
Fas kralının 42. yaş günü münasebetiyle sarayında düzenlediği partiye darbe yapmak amacıyla haberleri olmadan götürülen suçsuz askerlerin cezalandırıldığı ve hiç kimsenin bilmediği Tazmamart hapishanesinde geçirdikleri 18 yılın anlatıldığı gerçek bir hayat hikayesi. Buğday lapası ve kuru ekmek dışında hiçbir şey yemeden geçirilen 18 yıl. Günlük çamurlu 5 litre su ile bir ömrü tüketmek, bir buçuk metre yüksekliğinde küçücük odalarda yavaş yavaş ölümü bekleyen bir insan hem ruhsal hem bedenen yıllarca böyle bir acıya nasıl dayanabilir? İnsanı hayatta tutan nedir? Umut, insan için kurtuluş anahtarı mı yoksa boynuna geçirdiği bir halat mı? Gerçekte bizi var eden güç nedir? Bir insan olarak yaşam döngüsü içinde çırpınıp durduğumuz, hapsolmuş hayatlarımızla gerçekte biz kimiz? İşte akla gelecek onlarca sorunun cevabını bulabileceğimiz bir kitap. Zifiri karanlıkta geçen yıllar boyunca görebileceğiniz tek ışığın arkadaşlarınızdan birinin ölmesi sayesinde olması nasıl bir suçluluk duygusu yaşatır insana? Bir ışık, biraz güneş derin bir nefes uğruna bir canın yok olması gerekir... Hangi ruh bu ağır acıları taşımaya dayanabilir ki... Ne bir örtü ne bir yatak ne de hareket alanları var. Küçücük hücrede sonsuz karanlığın içinde yıllar geçiren bu insanların, hayata tutunma çabası mı vazgeçişleri mi onları ayakta tutmuştu? Geçmişe dair tüm anılarını silerek hayatta kalınabilir miydi? Bedeni gitgide çürüten mezar hücrede, aklı koruyabilmek için neler yapabilir? İnleyen, acı içinde çığlık atan, ölümün gelmesi için yalvaran insanlar arasında aklını yitirmeden kalınabilir mi? Herkesten gizli yıllarca hapsedilmiş ve yavaş yavaş ölmeleri beklenmiş bu insanların kaçı hayata tutunabilmiş olabilir? Yitip giden onlarca yılın hesabını kim verebilir? Okurken bile tahammül edemeyeceğimiz
Ölüm ve Yaşam
Işığın O Kör Edici YokluğuTahar Ben Jelloun · Sia Kitap · 2020698 okunma