"Sanırım 23 yılın sonunda ilk defa bir yere, birine ait olmaktaydım. Şimdi elinde bir gülle, mum ışıklarıyla aydınlatılan o loş odada kalıplara sığdırılmak istemeyen ama romantizmin kalıbına çoktan uymuş o adamın bilindik sözler sarf etmesini, sanki hiç farkında değilmişim gibi bekliyordum. Tahmin edilebilir davranışları o anın büyüsünü bende çoktan kaçırmıştı yine de uyum sağlamaya çalışıyordum. Onun beklediğinin aksine onu bir öpücükle ödüllendirmek yerine sarılmayla karşıladım. Zihnimin aksine kalbim son derece memnundu. O puslu, güneşsiz, yağmurlu ülkedeki gibi yalnız günlerim yoktu artık. 7 ülke, 15 şehirden sonra artık bir yerde yaşamaya başlayabilirdim. Bu sıcak elleri sonsuza kadar tutabilirdim.
Ta ki 3 gün sonraya kadar...
3 günü onunla geçirdikten sonra o çok farklı olduğumuza karar vermişti, bense neler olduğunu anlama çabası içerisindeydim. Zihnim, kalbim tarafından kısa bir süre susturulmuştu ve o kısa zamanın etkisinde kaçırdıklarını tamamlamaya, bulduklarını uç uca ekleyip anlam çıkarmaya çalışıyordu. Kalbimi ikna edemedikçe ona yeni sorular peydahlıyordu. Sonunda kalbimde zihnimle aynı sonuca ulaştığında, soruların ilgilisi duvarlarını yıkma kararı aldı. Bu kalbimin hemen inanmasını sağladı ancak zihnim tutunduğu anılardan kopmakta güçlük çekmekteydi. Artık zihnim daha çok sorgular hale geldi ve kalbimi güven duymaması konusunda ikna etti. Son karar olarak şu açıklamada bulundular : bir daha gidersen dön demem!
Farklı bir zaman dilimi oluşmuştu artık. Bir kere kaybetme korkusu yaşamıştık ama başka bir artçıda bu kaybetme korkusu, kendi yaşamını kurtarma kavgasına dönüşür müydü bilinmiyordu.
Bilinmiyordu nitekim ikimizin de hissettiği buydu anlaşılan ki küçük bir artçıda kendimizi kurtarma telaşına düştük. Zihnim güvenmemekle haklı olduğunu