Ayfr

İstan-bul ve Seyahat
İstanbul yorucu, bu kadar insan bu şehirde nasıl yaşıyor diye düşündüm boşu boşuna harcanan, yolda geçen 3 saat sonrasında... Bu insanlar bu şehre tıkılmış diye düşündüm, burada gecekondu bir düzen kurmuşlar, yaşıyormuşçasına yaşıyorlar. Belki de seyahat yorucu, insan taş gibi yerinde dursun, yosun tutsun istiyor bazen, eskisi kadar macera peşinde değiliz de varlığımızı sürdürmeye çalışıyoruz daha çok sanki Sonra birden betona kaligrafi yapan iki sanatçı kalabalık bir resim çiziyorlar çok sonra anlıyoruz aslında İstanbul'u resmettiklerini.. Arkadaşlarım ülkenin tüm aktivitelerini tek bir şehirde bulabileceklerini söylüyorlar, peki bunları yapmak için yeterli zaman var mı? Zamanının yarısı aktivete yapmak için yolda geçerken, gerçekten değer mi? Zaman bu kadar değerliyken değer mi?
Öyle İçimden Geldi..
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Altın Defter İlk elinize aldığınızda uzun ve konu olarak ağır bir kitap gelebilir hatta bir süre sonra karmaşık olduğunu da düşünebilirsiniz ama yılmayın çünkü içerisinde hayatımızda ya da ruhumuzda her zaman karşılaştığımız durumlar mevcut Anna da bunları kendi içinde tanımlamaya çalışıyor hem de kominist, sosyalist gibi politik rejimlerin yayıldığı o karmaşık dönemde. Kitap ilerledikçe, hikaye bir kalıba oturdukça Dorris Lessing bunların hepsini nasıl düşünmüş hatta bunları nasıl aktarmış, o kadın beyninin karmaşasını nasıl başarıyla yansıtabilmiş diye düşünüyorsunuz. Açıkçası Nobel'den başka ödüller de hak eden bir kitap. Dorris Lessing'in dediği gibi feministliği savunmayan anlatmayan bir kitap. İlk bölümlerde nasıl feministlikle alakası yok diye düşündüm ancak sonrasında Lessing'in haklı olduğunu anladım.
Altın Defter Kitap birçok yan hikayecikten oluşmakta ve birçok isim geçmekte ancak genel hatlarıyla tüm kitap boyunca değinilen 5 ana karakter var: Anna, Moly, Richard, Tommy, Marion
anekdot
"Sanırım 23 yılın sonunda ilk defa bir yere, birine ait olmaktaydım. Şimdi elinde bir gülle, mum ışıklarıyla aydınlatılan o loş odada kalıplara sığdırılmak istemeyen ama romantizmin kalıbına çoktan uymuş o adamın bilindik sözler sarf etmesini, sanki hiç farkında değilmişim gibi bekliyordum. Tahmin edilebilir davranışları o anın büyüsünü bende çoktan kaçırmıştı yine de uyum sağlamaya çalışıyordum. Onun beklediğinin aksine onu bir öpücükle ödüllendirmek yerine sarılmayla karşıladım. Zihnimin aksine kalbim son derece memnundu. O puslu, güneşsiz, yağmurlu ülkedeki gibi yalnız günlerim yoktu artık. 7 ülke, 15 şehirden sonra artık bir yerde yaşamaya başlayabilirdim. Bu sıcak elleri sonsuza kadar tutabilirdim. Ta ki 3 gün sonraya kadar... 3 günü onunla geçirdikten sonra o çok farklı olduğumuza karar vermişti, bense neler olduğunu anlama çabası içerisindeydim. Zihnim, kalbim tarafından kısa bir süre susturulmuştu ve o kısa zamanın etkisinde kaçırdıklarını tamamlamaya, bulduklarını uç uca ekleyip anlam çıkarmaya çalışıyordu. Kalbimi ikna edemedikçe ona yeni sorular peydahlıyordu. Sonunda kalbimde zihnimle aynı sonuca ulaştığında, soruların ilgilisi duvarlarını yıkma kararı aldı. Bu kalbimin hemen inanmasını sağladı ancak zihnim tutunduğu anılardan kopmakta güçlük çekmekteydi. Artık zihnim daha çok sorgular hale geldi ve kalbimi güven duymaması konusunda ikna etti. Son karar olarak şu açıklamada bulundular : bir daha gidersen dön demem! Farklı bir zaman dilimi oluşmuştu artık. Bir kere kaybetme korkusu yaşamıştık ama başka bir artçıda bu kaybetme korkusu, kendi yaşamını kurtarma kavgasına dönüşür müydü bilinmiyordu. Bilinmiyordu nitekim ikimizin de hissettiği buydu anlaşılan ki küçük bir artçıda kendimizi kurtarma telaşına düştük. Zihnim güvenmemekle haklı olduğunu
İlişkiler
Bazen raftan bir kitap çekiyorum, altını çizdiğim yerleri minderime oturup, masaya dayanıp ya da odalarda geze geze okuyorum. Ve okurken suratımda oluşan o bilindik eski ifade, his müthiş iyi hissettiriyor. Bazen aynı kitabı çok farklu yorumlayabiliyorum böyle de olunca değişmişim diyorum, yaşlanıyorum.