• 176 syf.
    ·2 günde·9/10
    İnsan hayatında bazı anlar vardır; üretmek için ilham beklediği, düştüğü zaman yerden kalkmak için cesaretlendirici bir söze, bir satıra ihtiyaç duyduğu, adım atmak için o ilk kıvılcımı ateşleyecek şeyi aradığı yahut kimi zaman çekilip bir köşeye hayata kısa bir mola vermeye ihtiyaç duyduğu bazı anlar...
    Bir de kitaplar vardır; kimi zaman yeniden satırlarına sığındığı, bazı günler rastgele bir sayfasını açıp kendine armağan ettiği yahut başucunda bulundurduğu, çantasında taşıdığı; velhasıl bir defa değil, pek çok defa okuduğu kitaplar...

    İşte Tarihi Olaylar Ekibi'nin derleyip tarihten nefis bir seçkiyi okurlarına sunduğu Tarihten İlham Veren Anekdotlar tam da böylesi anlar ve kitapların kesiştiği bir eser. Küçücük hacminin aksine, okurunu bulunduğu zaman ve mekandan alıp farklı coğrafyalara, farklı zamanlara doğru yolculuğa çıkaran, içine alabildiğine uzanan kocaman bir dünyayı sığdıran bu eseri okurken beraberinde, yüreğinizde birçok duyguyu da ağırlıyorsunuz. Kimi zaman bir hüzün gelip yüreğinize, bir gülümseme gelip yüzünüze yerleşiyor, kimi zaman bir sonraki satırı, sayfayı kovalarken heyecanlanmaktan, ürpermekten, şaşırmaktan kendinizi alıkoyamıyor, kimi zamansa durup bir soluk alarak düşünüyor, kıssadan hisse misali her sayfadan bir parça kendinizce pay çıkarıyorsunuz. Sayfaların peşi sıra çıktığınız yolculuğun sonu gelip de kitabın kapağını kapattığınızda tadı damağınızda kalırken, heybenizde birçok anekdot biriktirerek tekrar görüşmek üzere kitabın sayfalarından ayrılıyorsunuz.

    Hayata verdiğiniz ufacık bir molada çayınızın, kahvenizin yanında size arkadaşlık edecek, satırlarında sizi ağırlarken çeşitli duyguları yüreğinize konduracak, yeri geldiğinde düşündürecek,ve ders çıkarmanızı sağlayacak, kendinize armağan edeceğiniz bir anekdotla belki de aradığınız ilhamı, cesareti bulmanıza, o ilk kıvılcımı yakmanıza vesile olacak; velhasıl dönüp dolaşıp yeniden kapısına geldiğinizde sizi her zaman güler yüzle karşılayacak bu minik kitaba bir şans vermenizi tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun
  • 768 syf.
    ·28 günde·Puan vermedi
    Bir kişisel gelişim kitabının içinde geçmesi gereken en son kelime bile olmaması gereken bir tanım, bu kitap için isim olarak belirlenmiş: SAVAŞ

    Provakatif isimler kitapların satışlarını her zaman arttırmıştır. Ama iki tane kitap fazla satacağım diye, yaklaşık 800 sayfa boyunca, böylesine “sakat” stratejileri salık vermek, psikopat sayısını attırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

    Kitaba daha uygun bir isim vermek gerekse idi: PARONAYAK OLMANIN 33 YOLU olabilirdi mesela.

    Kabul,kitaba biraz haksızlık ettim. İtiraf ediyorum aslında bir çok yerde kitap paranoyakça davranmamamız konusunda bizi uyarıyor.

    Özetlersek şunu söylüyor: “Hayatında tanıdığın herkes ama herkes aslında senin düşmanın. Senden ve senin çıkarlarından daha önemli hiçbir şey yok. Düşmanlarını görmemen onların olmadığı anlamına gelmez. Hazırlıklı ol, tuzaklarını hazırla, kullanabildiğin tüm insanları kullan. Yoksa hiç beklemediğin anda onlar seni yenilgiye uğratabilirler. Tüm yaşamın boyunca bu düşünceler rehberin olsun. Bu arada tüm bunları yaparken de paranoyak olmamanı Cenabı Allahtan niyaz ettiğimizi de önemle vurgularız.”

    Ne dost, ne gardaş, ne ana , ne bacı, ne de yetim; Kitap boyunca tek söylediği “ vur ,kır, parçala; BU MAÇI KAZAN.

    Sanki kitabı başta Sun Tzu yazmış. Sonra kitapevinin atadığı diğer yazar Machiavelli, bakmış kitap sadece askerlere yazılmış. Ben buna birkaç ekleme yapayım da beynelmilel bir şekilde cukkayı götürelim diyerek, kitabın içine etmekle kalmamış mum da dikmiş.

    Allahtan kitaplara çok önem vermiyor, sadece “boş zamanlarımızda” canımız sıkılmasın diye okuyoruz.

    Böyle bir toplum olsak ve de bu kitaptakileri hayatımızda uygulamaya çalışsak; Hababam Sınıfı filmindeki şaban karakterinin, kendisi kızların ajanı olduğu halde, “aramızda ajanlar olabilir” diye diye psikopata bağlaması gibi; hayatımızdaki “herkesin ama herkesin” kötü niyetli ve çıkarcı insanlar topluluğu olduğunu düşünmeye başlardık. Ya da Tepenin Ardı filmindeki gibi “gerçekte var olmayan” bir düşman “ardında” tüm hayatımızı harcar, bir ceylan gibi sürekli tetikte olma ihtiyacı duyardık.

    İnsanların; yaşam içinde sürekli mücadele etmek zorunda kalmaları, kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçek. Ama bu mücadeleyi rekabet değil de savaş olarak adlandırmayı tercih etmek, karşıdakinin rakip değil düşman olarak görülmesine sebep olur.

    Burada verilen önerilerin tamamı askeri stratejiler. Gerçek bir savaşta; gerçek bir düşmana karşı uygulanabilecek taktikler olarak değer görebilir. Ama kitapta altını çizerek gözümüze soktuğu gibi “ sosyal yaşamdaki savaşlarımız” diye bir kavram olmadığından, kitabın asıl hak ettiği değer ancak “sui bir misal” olarak değerlendirilmek olmalıdır.

    Kaldı ki burada verilen öneriler, sadece bir süreç için değil, tüm yaşam boyunca uygulanması gereken tavsiyeler olarak belirtiliyor.

    Yani; doğası gereği zaten zor olan hayatımızı, yaşam boyu sürecek bir savaş gibi algılamamızı isteyen, daha da çekilmez hale sokacak ya, her nefesimizde “stresi” buram buram yaşamamızı sağlayacak eşsiz bir eser.

    Kutuplaşmanın istikrarlı yükselişini devam ettirdiği cennet ülkemde; 1984 romanındaki gibi tek düşüncenin egemen olduğu o büyük hedefe ulaştığımızda; Full Metal Jacket filmindeki asker gibi tek sözü “SIR YES SIR” olan vatandaşlar yetiştirebildiğimizde, başucu kitabı olmaya aday kitaplardan biri.

    O bahşedilecek büyük gün gelene kadar ; insan sömürüsünü şiar eden şirketler, yönetici adayı eğitim programlarında yararlanabilecekleri bir rehber olarak kullanmakla yetinecekler ne yazık ki.

    Tamam, kabul. Homo economicus olduğumuzu inkar etmiyoruz. Ancak; mevzu bahis çıkarların ise gerisi teferruattır diyecek kadar da o, tek dişi kalmış medeniyetten henüz nasibimizi almadık.

    Abarttığımı düşünebilirsiniz. Ancak kitabı okuduğunuzda, iddia ediyorum ki, siz de benim gibi haykıracaksınız: GARGAMEL MİYİM ULAN BEN? BU KADAR KOMPLO KURARAK HAYAT MI GEÇER?

    “Kardeşim bir kitabın hiç mi güzel yanı olmaz” diyenlere gelsin efenim: Tabi ki var.
    Her bölümün sonunda “yorum” başlıklı bir bölüm var. Eğer bu bölümleri okumazsanız olabildiğince az yara ile kurtulabilirsiniz. Çünkü yukarıda bahsettiğim “eşiolmayasıca” fikirlerin çoğu o bölümlerin içinde.

    Tarihten özellikle popüler tarihten hoşlanan biri iseniz; tarihi isimlerle ilgili çok fazla anekdot ve alıntı sözler var.

    Kitabın en ama en güzel yanı ise; 768 sayfa olsa da sonunda bitiyor.

    https://m.youtube.com/watch?v=gAFbYTvXXyY
  • 416 syf.
    ·9 günde·Beğendi·7/10
    Kendisini TV’de bir tartışma programından -Deniz Bayramoğlu Gündem Özel tavsiye edilir - tanıdığım Sultan Tarlacı’nın Mağaradan Mars’a kitabı bilim ve inanç kavramlarını, günümüzde insanların hangisini referans aldıklarını tablolar eşliğinde oldukça doyurucu ve açıklayıcı bir şekilde bize sunuyor.
    1-Kitap oldukça bilgilendirici fakat fen bilimlerine meraklı değilseniz eğer yer yer konuların derinliğinden dolayı fazlaca malumata girilmiş olduğundan sizi sıkabilir.
    2- Kitabın ismi Mağaradan Mars’a bence kitabın içeriği ile pek uyumlu değil.. Kitap insanın yolculuğundan ve gelişiminden ziyade, bilim, inanç, evrim teorisi, büyük patlama (bing bang) teorilerini açıklıyor.
    3- Kitaptan bana orijinal gelen bir iki bilgi -spoiler olur mu bilmiyorum -; modern evrim teorisi insanın maymundan geldiği tezini savunmuyor. İnsanlarla kuyruksuz maymunların kuzen olduğunu söylüyor. Türkiye’deki biyoloji bölümü öğrencilerinin %48’i evrime inanmıyor. Halbuki biyoloji bilimine göre evrim inkar edilemez bir gerçektir. Bir inanan içinse evrim Allah’ın durmadan yaratmasının bilimsel açıdan tanımlanmasıdır. Yine bir başka ilginç anekdot olarak Darwin’in 10 yaşındaki evladını kaybettikten sonra ateizme doğru evrildiği..
    4- Son tahlilde din ve bilimin çatışmadığı ikisinin de alanlarının farklı olduğu, büyük patlama teorisine inanç adına balıklama atlayışların da, evrim teorisini ateizmin bayrağı haline getirmenin de amaçlarını aşıp ideolojik olduğunu düşünüyorum. İnanç konusu tabii ki akılla desteklenir fakat temelde bir gönül işidir. Kur’an’da inananların ilk vasfı olarak daha başında onlar gaybe (bilinmeyene) iman ederler denir.
    5- İnanan biri olarak korkmadan çekinmeden araştırmaya, yeni şeyler öğrenmeye devam edeceğim. Doğru düşünmeye, kavramları doğru yerlere oturtmaya çalışarak..
    Keyifli okumalar dilerim..
  • Film yerine kendimi izlemeye gittim bi ara
    Büyük bir salonda
    Tek bir koltukta
    Damarlarımdan kovulduğum ana denk gelmişti
    Şahane bir çocukluk geçirmiştim
    Doksanlarda
    Aksiyon hat safada
    Gerilim dram
    Hezil çayında komedi ile bitiverirdi
    Annem balıklardan nefret ederdi
    Sarışın küçük kedim çok severdi
    Yaşam çok güzeldi
    Babam kırıkları hiç sevmezdi
    Buna mukabildi en derin yaram
    Okul bana hep gericiydi
    Tabi gerici mahalleyle oynadığımız her mahalle maçında dayak yemeseydik daha da güzeldi

    Yaşamaya devam
    Bir anekdot gibi
    Saçlarımdaki ilk beyaz kaç yaşında idi
    Neyi hatırlatıyor
    Neyi hatirlatıyorsa
    Daha hazır değilim
    Bahar dan yeni kovuldum
    Çocukluğuma dönmem lazım
    Anlıyorsun değilmi

    Bir anekdot daha
    Seni sevmek için bir nedenim bile yok
    Sen varsın

    Bir daha
    Yaşam ve sevincini
    Bir arada yasayamama hüznünü yaşıyorum şimdi
    Baharda

    İşte saniyelerin boyle peyder pey geçtiğini
    Baharı hiç görmediğimi
    Platonik bir aşk bile değildi
    Dememeyi
    Zamanın göreceli olduğunu
    Geri geri gidebileceğini
    Bilmemek tuhafıma gitmiyor değil yani
  • "Yeşil pencerenden bir gül at bana"
    Sen ne güzel bir mısrasın
    Seni yazan ince gönüle Selam🙃

    Bir dönüp dağlara söylesen ayrııı
    Yar'a dönüp söylesen apayrı🙄

    Küçük bir uyarı:🤭
    Gözü yeşil olmayana söylemeyin terliği yersiniz ağzınıza

    Biraz Hayıflanma:😒
    Bu şiiri okurken şeffaf pencereden dışarı bakmak
    Ankara gibi yerde
    Bari şu Apartımanlar Yeşile boyansaydı
    Maddi bir bağ kurardım kendi çapımda.

    Birazcık cesaret:😖
    Şu balkonda halı silkeleyen teyzeye;
    Gri balkonundan biraz Toz at bana
    Mikropla dolsun Ciğerimin içi

    Biraz da Hasret:😪
    Ah memleketim Ah.
    Yeşili, Turuncuyu
    Yerin ve Göğün mavisini
    Tek bakışta gördümün Şehri

    Bolca işsizlik:☹️
    Allah sonumuzu hayır etsin.
    17 sene okuyup
    Neyse
    Küsersem bir daha yazmam.

    Bir de Anekdot:☝️
    lâ râhate fîd'dünyâ (dünyada rahat yoktur)
  • Nükteli bir anekdot var; Nobel ödüllü fizikçi Frank Wilczek sicim kuramcılarının dart oynamanın yeni bir yolunu icat edercesine fizik yapmanın yeni bir yolunu icat ettiğini ileri sürmüştü. Önce boş bir duvara dart atılır, sonra duvara gidilip dartın girdiği yere bir hedef tahtası çizilir.