“Niki’yle arkadaşlığımdan bu yana anekdot anlatıcılığını, kimilerine musallat olan bir tür kronik hastalık olarak görüyorum; her şeyi bir hikâye şeklinde anlatma, hayatı, dinleyiciyi yakalayıp etkilemek, hüzünlendirmek ya da güldürmek için bir kalıba dönüştürme takıntısı.”
"Hastanede hemşire bunlarla ilgili çok hoş ve acıklı bir anekdot anlatmıştı: Bir gece faytoncu iki atıyla beklerken çok şişman bir adam gelmiş, 150 kilo olduğu tahmin edilen bu adam şehrin bir tepesine gitmek istemiş. Faytoncu çaresizlik içinde kıvranmaya başlamış. Tepeye çıkan yol dik, buz tutmuş, çıkmak çok zor ama bir yandan da o saatte başka müşteri gelip gelmeyeceği belli değil." Sonunda boynunu bükmüş,’’Beyim gel,’’demiş,’’ama ne olur atların gözünün önünden geçme,arkadan dolan.’’
Sayfa 29·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bugünün insanı, her türlü çılgınlığı denemeye çalışıyor, denedikçe de susuzluğu daha çok artıyor. Tıpkı deniz suyu gibi... Türkiye'deki insanlar evi, mo-derniteyle tanıştıktan sonra unuttular. Şimdi evlere dönmek istiyorlar, fakat dönemiyorlar. Evi tekrar ihya etmeliyiz. Ben matbuattan, günümüz deyişiyle medyadan birtakım haberleri takip ediyorum. Çocuklar neden böyle, ebeveynler neden böyle diye bazı haberler okuyorum. Tüm bu çatışmamız, evi unutma-mızdan kaynaklanıyor. Hâlâ birtakım torunlar, torunların ço-cukları postmodernist akımın maskarası olmuş durumdalar; ama buna rağmen kendi köklerine ve evlerine bağlılıklarını gösteren birtakım simgeleri de üzerlerinde taşıyorlar. Evin ne olduğunu tekrar hatırlayıp evlere dönmemiz lazım; çünkü dışarıda kurguladığımız hayat bize ait değil. Biz dışarıda Ame-rikan hayatı kurguluyoruz ve dahası da bunu fark etmiyoruz.Halbuki biz, evde bir hayat kurgularsak o hayat kesinlikle dışa-rı yansıyacaktır. Böylece biz de kendimize ait bir hayat biçimini toplumsal manada yaşamaya başlarız. Bunun nüvesi, temeli, kökü, tohumu evde atılır.Modern dünyada aile biraz kuşatılmış durumda ve modern kapitalist toplumun dinamiklerinden çok etkileniyor. Ben bu duruma bir tür "taşeron ebeveynlik" diyorum. Anne babanın bizatihi kendisinin yapması gereken işler bile ya bakıcılara ya da öğretmenlere devrediliyor. Her iş için birisi tutuluyor. Hat-ta çocuklara bisiklet binmeyi öğreten kurslar ve hocalar var. Geçtiğimiz yıllarda bununla ilgili bir sunum yapmıştım. Bir ço-cuk bisiklete binmeyi babasından ya da annesinden öğrenerek zenginleşir aslında. Mesele sadece o beceriyi kazanmak değil-dir; o beceriyi ona aktarırken çocukla birlikte zaman geçirmek, aynı anı paylaşmak, o anda derinleşmek, bir yakınlık kurabil-mek ve o birlikte geçirilen demleri çocuğun
Yıllar önce, Amerika Birleşik Devletleri'nin Boston şehrinde bir grup Türk olarak bir araya gelmiş, sohbet ediyorduk. Soframızda, politik görüşleri nedeniyle Türkiye'deki mevcut siyasetle uyumsuzluk hissedip ülkeden ayrılmış akademisyenler ve üniversitelerde görev yapan hocalar vardı. Ev sahibimiz ve ben, birbirimizi tanıyorduk; o da kıymetli bir akademisyendi. Beni misafir etmiş, diğer konukları da davet etmişti. Sohbet sırasında ilginç bir anekdot anlatıldı. Bir hocamız, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD'de başlatılan Müslümanlara yönelik cadı avından bahsetti. Kendisi bir üniversitede profesör olarak görev yapıyordu ve bu süreçte Müslüman isimlere sahip olanların havaalanlarında ve giriş-çıkışlarda büyük sıkıntılar yaşadığını dile getirdi. Bir gün, dünya görüşü olarak saf bir komünist olmasına rağmen, sırf ismi Ahmet olduğu için kendisine, "İsmin neden Ahmet? Bu, terörist ismine benziyor." denilmiş. O an öyle öfkelenmiş ki, tepki olarak "Evet, Müslümanım! Adım Ahmet, Peygamberim Muhammed (s.a.s). Bir itirazın mı var?" diye meydan okumuş. "Bana bunu söylettiler," diyerek o anı anlatıyordu. Benzer gözlemler başka dostlarımız tarafından da paylaşılmıştı. Örneğin, geçtiğimiz günlerde Londra'da başarılı bir arkadaşımızla sohbet ettim. İşlerini büyütmüş, genişletmişti ama şunu açıkça ifade ediyordu: "Benim durmam gereken bir sınır var. O sınırı aşarsam hemen maliye ve hukukla üzerime çullanırlar. Bugüne kadar hep engellemelerle karşılaştım ama yılmadan devam ettim. Sürekli çelme taktılar, zorluk çıkardılar. Politik duruşları desteklerseniz önünüz açılıyor, aksi halde Türkiye'ye bağlıysanız önünüzü kesmek istiyorlar."
Sayfa 71·Kitabı okudu
Miss gibi anekdot
Sözün uzunu ahmağa söylenir.
Sayfa 11 - Gökhan Dağıstanlı, Rıfkı·Kitabı okudu
Alıntı
İki hafta önce Cuentos de fútbol [Futbol Hikâyeleri) adında, Real Madrid teknik direktörü (umarım bu satırlar yayımlandığında hâlâ yerini korur) Jorge Valdano'nun seçtiği yazıların yer aldığı olağanüstü bir kitabın lansmanına katıldım. Bu neredeyse dört yüz sayfalık kalın kitapta hayatta olan ve olmayan, yaşlı ve genç ve olgun, İspanyol ve Arjantinli, Uruguaylı ve Perulu, Meksikalı ve Paraguaylı yazarlardan yirmi dört anlatı yer alıyor. Meşhur isimler var kitapta, Delibes, Benedetti, Sampedro, Roa Bastos ve García Hortelano gibi. Benim neslimden ise Bask Atxaga, Endülüslü Navarro, Galiçyalı Casares ve Rivas, Leonlu Llamazares ve Madridli bendeniz sıralanıyoruz. Tek bir kadın var, Katalan Rosa Regàs. Öykücülerin bir kısmı olarak gerçekleştirdiğimiz bu toplantıda, belki de bize futbolda garip bir yan olduğunu yine de gösteren tek bilgi buydu, edebiyatı da futbol kadar sevip sevmediğini bilmediğim bir kitlenin tıka basa doldurduğu o salonda. Belki de seviyorlardır, konuşma esnasında fazlasıyla görüldüğü üzere, iki sıfatın birbiriyle çelişmesine gerek yok neticede. Antolojide yer alanlar arasında sadece bir kadın bulunsa da, konuşmadaki kitle hakkında aynı şeyi söylemek mümkün değil, bana erkekten daha fazla kadın yüzü görmüşüm gibi geldi. Her halükârda, artık iyice antika olmuş ve komik Real Madrid marşının sözlerinde, pazarları Chamartín'e doğru yola çıkan "Madridli tazeler"den bahsedilir. Bu buluşmanın en iyi yanı, podyum yazarlarla dolu olmasına rağmen hiçbirinin ucuz sosyoloji yapmaya, oyunu psikoanalitik açılardan yorumlamaya ya da futbolcular ile romancılar arasında sığ paralellikler aramaya kalkmamasıydı. Bilgiçlik taslamalar ya da taraftarlığı meşru göstermek için mazeret aramalar da yaşanmadı. Her şey nasıl da değişmiş, diye düşündüm. Daha yirmi yıl önce, kamuoyu
Futbol Yazıları·Kitabı okudu