bir çiçeği koklarken utanmaktır aşk
ve iftar etmeden sevmektir mahtubeyi
acziyetimden beslenen yıldırımlar
bütün azapları içeren gürültüsüyle
kabul görmemiş mucizeleri kapıma yığarken
efsunuyla irkildim yasak meyvenin
bir nevvah edasıyla elimden tut rehnüma
aynalarımı sehl-i mümteni kıvamında tezyin et
esrarıyla boğuldum hicret kokan terennümlerin
çıldırmış yıldızların pençesi boğazımda
acıkınca putunu yiyen hedonistlerin
gel seninle bir medeniyet kuralım uzağında
güzel günlerin işçilik bedeli
denizin dibinde teyemmüm etmek mi
taşa sürsem kıvılcım çıkardı
hüznümü tevil eden kelimeleri
hakkını verdim uçurumlarda yürümenin
göklerden yevmiyemi getirsin hüma
sarhoş bir tevessül , meçhul bir istifham
linç ediyor hafızamı rehnüma
mevsimi geçti mi yoksa yeniden dirilmenin
hoyrat detaylarda boğulurken kainat
me'yus bir ihtilale kurban gitti mülk-ü dil
oysa kalu-bela'da gördüğüm hayat bu değil
yed-i beyza düşleriyle titrerken içim
hudutlarında çürüyorum müptezel bir saltanatın
ruhumdan türeyen bir tufana yeniliyorum
gül beklediğim kapılardan kovuluyorum