Konuşulamayan öfke gider mideye oturur, ifade edilemeyen korku kalp çarpıntısına döner, bitmek bilmeyen kaygı uykuları kaçırır. Hüzün boğazda düğüm olur, stres gider kaslara yerleşir ve sırt ağrısı, boyun tutulması yada baş ağrısı olarak kendini gösterir. İnsan her ne kadar “ iyiyim” dese de, vücudu başka bir yerden sinyal vererek “ iyi değilim “ diye haykırır. Çünkü beden duygusunun inkar edilmesini sevmez ve bir yerden mutlaka sesini çıkarır..
Kadın iyi olursa ev iyi olur; ev iyi olursa çocuk iyi olur; çocuk iyi olursa toplumun dili değişir. Çünkü kadın, hayatın en başından itibaren doğuran, büyüten ve duyguyu taşıyan taraftır. O yüzden kadının yaşadığı şey sadece “ kadının meselesi “ değil ; ülkenin vicdanı, geleceği , huzuru meselesidir..
Çocuklukta sevgi yoktur ama ses vardır;şefkat yoktur ama kontrol vardır; ilgi yoktur ama “ seninle uğraşıyorum “ diye bir temas vardır. İnsan zihni bazen en acı şeyi bile “ tanıdık “ olduğu için sahiplenir. Çünkü tanıdık olanı, güvenli sanılır. İşte bu yüzden sevgiyle kontrolü, ilgiyle kıskançlığı, sahiplenmeye şiddeti birbirine karıştırıyoruz…