Ayşegül TELLİ

Ayşegül TELLİ
@aysegultelli
“Bu bir dövüş kulübüydü; ama bünyesinde ne şiddeti ne de erkekleri barındırıyordu. Kadınlar çalıştıkları yerlerde maruz kaldıkları cinsiyetçi tavırları birbirleriyle paylaşmak amacıyla aylık buluşmalar düzenliyor ve bu sorunların üstesinden gelmek için birbirilerine tavsiyelerde bulunuyorlardı. Üstelik sadece dertleşmeye değil, birtakım savaş taktiklerine de ihtiyaç vardı.”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Çok çalışarak, kendi emeğinle gülümsemeyi başarırsan, kahkahanın karşısında geçmişe dair hiçbir mutsuzluk barınamaz.” •Betûl Mardin
Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokakları dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek. Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar herşey. Burda herşey bir insanı sevmekle bitiyor.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Ülkelerin güçlü veya zayıf, halkların gelişmiş veya geri kalmış olmasının altında yatan tek neden yöneticinin adil veya yetersiz olması değildir. Yönetici nasıl biri olursa olsun -iyi veya kötü, kahraman veya zalim- her zaman kendi halkının canından bir candır, onun bir parçası, ruhunun yansımasıdır. Halk nasılsa, onu yönetenler de öyledir. Bu yüzden de her halkın hak ettiği iktidarlara ve yöneticilere sahip olduğu eskiden beri söylenegelmektedir.
Toplumları doğuran kadınları kişi olarak göremeyen, karanlığa iten toplumlar, mazeretleri ne olursa olsun, yok olmaya, yağmalanmaya ve köle olmaya mahkumdurlar, çünkü kölelik anneden geçer.