Bugün babam için yazıyorum.
Seyahate olan sevgimiz baba genleriden. Çok küçük yaşlardayken biz, neredeyse her tatilinde sabah 5 gibi yola düşerdik, bulunduğumuz ilden başka ile pikniğe giderdik.
O şehri bir güzel gezer, bazen konaklar sonra dönerdik, öyle bir baba işte. Bulunduğumuz şehirde piknik alanı bittiyse demek ki 😂 Lise yıllarındayken ben, ülkemizin yarısını gezmiştik neredeyse. Şimdi düşünüyorum da ne baht. Ben seyahate karar verir, işlemleri halleder, babama en son derim. Çünkü biliyorum yol aşığı adam, hep ufkunu geniş tut, der.
Babamı havaalanından aradım.
"Babacığım ben gidiyorum."
"Yine nereye?"
"Şu şu ülkeleri gezeceğim."
"Oooo çok eğlen kızım, yolun açık olsun. Para göndereyim mi?" 😄
Bu, nasıl bir güç bir kız çocuğu için biliyor musunuz?
Seyahatte dünya tatlısı bir hanımefendi Fatma abla ile tanıştım. Fatma abla kızıyla Mısır seyahatinden henüz dönmüş. Babamla Mısır planımızdan bahsettim. "Babanız yaşıyor mu Aysel Hanım?" dedi. "Şükürler olsun, evet." dedim. "Öyleyse lütfen Mısır seyahatinizi ertelemeyin." dedi. Otel odama çıktım, hemen babamı aradım. "Babacığım yarıyılda Mısır'dayız. Kumbara yap kendine." dedim 😂 Kızkardeşim aktarıyor: "Sen telefonu kapattın, babam Mısır araştırması yapmaya başladı." İşte yaşam ışığı budur. Biz o ışığı babamızdan aldık.
Elbette her baba evlat gibi biz de ters düşer, tartışır bazen küseriz. Ama bu desteği yok mu? Seyahate tutkusu yok mu? Onu dünya tatlısı bir şey yapıyor.
Bir defa Mersin'e gitmişiz. Cennet Cehennem Obruklarını geziyoruz. Bilmem kaç yüz basamak, yol tehlikeli. Mümkün değil obruğun en dibine gidecem dedi mağaranın derinliklerine düşe kalka indik çoluk çocuk. Antalya'ya geçtik iki şelale görecez olmaz diyor; Manavgat Şelalesinin kaynağına ayrı, denize döküldüğü yere ayrı gittik, daha neler nelerr, ruhu