Aysel Kılınç

Aysel Kılınç
@ayselklnc
Severiz okumayı.
Dün; kız kardeşim, abla uygunsan sana geleyim, deyince hımm belli canı sıkkın, gel bakalım Aysel'in rehabilitasyon merkezine dedim, içimden :) Sohbet muhabbet derken canını sıkan konu ile ilgili konuşurken "Abla, hayret! Ne kadar da dikkatli dinliyorsun beni ilk kez, bölmeden ve tavsiye vermeden." dedi. Çünkü araya girdiğimde beni sert şekilde uyarıyorsun, dedim. Ben de çareyi seni sessizce dinlemekte buldum :) Aslında onu hep dinliyordum ama araya girip tavsiye vermek fark ettim ki Türk insanının karakteristiği. Hepimiz yaşamda çok zor şeyler yaşıyoruz ama biri bize yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya çalışırken karşımızdakini sessizce dinlemek yerine araya girip tavsiye veriyoruz. Aslında bu, hepimizi çıldırtan bir şey. Çünkü o tavsiyelerin hepsini biz de biliyoruz zaten. Birinin tavsiyesi değil ki ihtiyacımız. Bizim konuşmaya, acımızı akıtıp somut hale getirmeye ihtiyacımız var. Eskiden -çok cahilken :)- insanlara ne kadar çok akıl verirdim. Şimdi sessizce dinlemeyi öğrenmeye çalışıyorum, zorlanıyorum ama deniyorum. Bazen geçmiş aklıma geliyor, diyorum ki sıkıntılarını dinlediğim insanlara ne büyük haksızlık etmişim çünkü o insanın o konuyu konuşup derinlere inmeye, içindeki cevabı kendisinin bulmaya ihtiyacı var ya da o acıyı derinlemesine yaşamaya, o dibi görmeye ve sonra yüzeye çıkmaya ihtiyacı var ama ben ne yapmışım onun acısını hafife alarak kendimce tavsiyelerde bulunmuşum. Üzücü.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ben evin bir yuva olmasını çok önemsiyorum. Bugün arkadaşım Eda ile evimde çok keyifli vakit geçirdik. Ben terasta namaz kılarken Eda mutfakta tezgahı toparlıyordu. Namaz bitince mutfağa geçip Eda'nın çok sevdiği irmik helvasını kavurdum; eve yayılan o helvanın kokusu, çayın buğusu, terasta gülüşmelerimiz beni çocukluğuma götürdü. Annemin mutfakta bir şeyler hazırlarken babamın bir masada çalışması, kız kardeşimin bir kenarda kitap okuması ve benim o manzaraya bakıp aile olmak ne değerli diye düşünmem daha küçücük yaşta. Yalnız yaşamanın en ağır tarafı bu. Bazen elimizde olmayan nedenlerle yuvaya büyük özlem duyarız. Ve hiçbir şey insanı bir yuva sıcaklığı kadar tatmin etmez. Şu sıralar gözlem gücüm arttı. İnsan, derin varlık. Aynı zamanda da küstah. Biraz da komik aptal. Mesela bilgelik yoksa gülünç. Kendini yontarsa dost. Sevgili dostum Eda'ya...
Ben, kökü sağlam bir geleceğe talibim dedim ya. Açayım bu cümleyi istedim. Ben; kariyerim değilim, malım mülküm değilim, giysilerim, takılarım, gittiğim lüks restoranlar değilim. Bunların hiçbiri "ben"i tanımlamaz. Ben kimim peki? Duygularım, ruhum, gördüklerim, yaşadıklarım, acılarım, sevinçlerim... Acılardan dönüştürdüğüm kimliğim. Çünkü bizimle boyutlar arası seyahat edecek yalnızca bunlar. Yaralı bir geçmiş bizi iki şeye dönüştürüyor. Ya güç gösterisi yapıp tatmin olacak bir "ego"ya ya da bilgeliğe. Seçim bizim. O yüzden dün dedim ki "Ben kökü sağlam bir geleceğe talibim." Taşları eleye eleye ulaştığım yolda bilge bir insan olmak en büyük arzum. Çünkü benimle boyutlar arası seyahat edecek şey kemale ermiş bir ruh. Sevgiye.
Bir edebiyatçının seyahat notları Bölüm 3
Bugün babam için yazıyorum. Seyahate olan sevgimiz baba genleriden. Çok küçük yaşlardayken biz, neredeyse her tatilinde sabah 5 gibi yola düşerdik, bulunduğumuz ilden başka ile pikniğe giderdik. O şehri bir güzel gezer, bazen konaklar sonra dönerdik, öyle bir baba işte. Bulunduğumuz şehirde piknik alanı bittiyse demek ki 😂 Lise yıllarındayken ben, ülkemizin yarısını gezmiştik neredeyse. Şimdi düşünüyorum da ne baht. Ben seyahate karar verir, işlemleri halleder, babama en son derim. Çünkü biliyorum yol aşığı adam, hep ufkunu geniş tut, der. Babamı havaalanından aradım. "Babacığım ben gidiyorum." "Yine nereye?" "Şu şu ülkeleri gezeceğim." "Oooo çok eğlen kızım, yolun açık olsun. Para göndereyim mi?" 😄 Bu, nasıl bir güç bir kız çocuğu için biliyor musunuz? Seyahatte dünya tatlısı bir hanımefendi Fatma abla ile tanıştım. Fatma abla kızıyla Mısır seyahatinden henüz dönmüş. Babamla Mısır planımızdan bahsettim. "Babanız yaşıyor mu Aysel Hanım?" dedi. "Şükürler olsun, evet." dedim. "Öyleyse lütfen Mısır seyahatinizi ertelemeyin." dedi. Otel odama çıktım, hemen babamı aradım. "Babacığım yarıyılda Mısır'dayız. Kumbara yap kendine." dedim 😂 Kızkardeşim aktarıyor: "Sen telefonu kapattın, babam Mısır araştırması yapmaya başladı." İşte yaşam ışığı budur. Biz o ışığı babamızdan aldık. Elbette her baba evlat gibi biz de ters düşer, tartışır bazen küseriz. Ama bu desteği yok mu? Seyahate tutkusu yok mu? Onu dünya tatlısı bir şey yapıyor. Bir defa Mersin'e gitmişiz. Cennet Cehennem Obruklarını geziyoruz. Bilmem kaç yüz basamak, yol tehlikeli. Mümkün değil obruğun en dibine gidecem dedi mağaranın derinliklerine düşe kalka indik çoluk çocuk. Antalya'ya geçtik iki şelale görecez olmaz diyor; Manavgat Şelalesinin kaynağına ayrı, denize döküldüğü yere ayrı gittik, daha neler nelerr, ruhu
Heee bir de bir gece yine kaybolmuşum. Gencin birine adres soruyorum ikimiz de birkaç dakika İngilizce anlaşmaya çalışıyoruz. Bir ara demesin mi "Where are you from?" ben de "I'm Turkish" deyince o da "me too Türkiye" demesin mi, yıkıldık gülmekten 😂 Eee n'aber toprağıma bağladık oradan.