Açgözlüyü elini pençe gibi kullanmasından, har vurup harman savuranı her şeye boş veren elinden, tedbiri elden bırakmayan sakin, şüpheciyi titreyen eklemlerinden tanırsın; parayı ister buruştursun, isterse sinirli sinirli parçalara ayırsın, isterse de devir sırasında tükenmiş halde yorgun avcuyla masaya koysun, yüz farklı karakter parayı tutarkenki halinden kendini şimşek gibi belli eder. İnsan kendini kumar oynarken ele verir, bunun sıradan bir söz olduğunu biliyorum: Ama benim demek istediğim şu: Kumar oynarken insanın eli, kendisini daha açık olarak ele verir. Çünkü bütün kumarbazlar, ya da çoğunluğu diyelim, kısa zamanda yüz hareketlerine hâkim olmayı öğrenirler –üst tarafa, yani gömlek yakasının üzerine duygusuzluğun soğuk maskesini takarlar–, dudaklarının etrafındaki çizgileri aşağı doğru çekmeye uğraşır, heyecanlarını öfkeyle sıktıkları dişlerinin arasına iterler, kendi gözlerinde en ufak bir huzursuzluğun fark edilmesine izin vermez, yapay ve soylu bir ilgisizlik kazandırıncaya kadar yüzlerindeki gergin kaslarını düzleştirirler. Bedenlerinin en görünür yeri olduğundan, büyük bir çabayla kontrol altında tutmak için tüm dikkatlerini yüzlerinde toplarlarken, ellerini unutuverirler; etrafta sadece o elleri izleyen insanların olduğunu, üst tarafta gülümseyerek büzüşen dudağın ve kasten ilgisiz kılınan bakışların gizlediği her şeyin sırrını ellere bakarak açıklayan insanların olduğunu unutuverirler. Gerçekten de el, o esnada en gizli sırrı bile çok arsızca açığa vurur. Çünkü büyük bir güçlükle hâkim olunan, uyuyor gibi görünen o parmakların hepsinin kibar rehavetini bozan o kaçınılmaz an gelir: Rulet topunun küçük bölmeye düştüğü ve kazanan sayının herkese ilan edildiği o gergin anda, o saniyede, yüz ya da beş yüz elin her biri bilinçsizce doğal bir içgüdüyle