"Nereye gidiyoruz?"
"Beyoğlu, Seyit babanın yeri, bilir misin Deli Seyit'i."
"Kim dedin, Deli Seyit mi? Ruken o kabadayı değil mi?"
"Ta kendisi, severiz birbirimizi." Yüzünün şekli değişen Hazal'a bakıp kahkaha attı. "Ne o, korktun mu?"
Hazal, Ruken'i baştan ayağa süzdü. "Sen gerçekte kimsin?"
"Hiç. Turgut Kara'nın kızı, Vedat Çelebi'nin iki numaralı baldızı, birincisi Ayşem Karacadağlı. Vural Aras'ın en iyi arkadaşı, Asilkan Tekno'nun CEO'su, Atabey Otelleri'nin dörtte bir sahibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir askeri, abisinin ballı lokumu ve son beşiği... Daha sayarım ama yeter gibi."
Usulca arkasına yaslandı Hazal. "Yeterli. Seninle ters düşmemeye dikkat etmeliyiz."
"Ha," dedi Ruken. "Unuttum bak, tüm bunların en başında ben bir Kara kadınıyım, en önemlisi bu." Göz ucuyla yanındaki kadına baktı, yüzünde çarpık bir gülüş vardı. "Korkma kız."
"Kadınlar ve erkekleri akrep ve yelkovana benzetiyorum. Biri kaçıyor, diğeri hep kovalıyor."
Etrafı tarayan bakışları Ayşem'e döndü Günay'ın. Kaşları birleşerek ne demek istediğini anlamaya çalıştı ama net olarak bir anlam çıkartamadı. "Ve?"
"Mutlaka ortak bir karar vardır çünkü akrep ve yelkovanın da buluştukları anlar var."
"Allah yardımcınız olsun, işiniz zor!" diye ekledi Azra. "Gelinlik bu! Herkesin gönlünü değil, gelinin gönlünü yapmak gerekir."
Doğan yandan sırıtıp Ayşem'e döndü. "Ayşem işini bilir. Herkesin gönlünü yaparmış gibi yapıp kendi istediğini onlar anlamadan yapar."
Gülümsedi ve göz kırptı Doğan'a.
"Nasıl da tanıyor beni."