Kitaba başladığım ilk zaman bunun sadece Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerini anlatan bir kitap olduğunu düşündüm. Kitap ilerledikçe içimdeki sesler artıyordu, sen kısımlarında sanki gerçekten yaşayacağım her şeyi önceden biliyordu yazar. Zaten kaleminden en çok etkilendigim yazarlardan biriydi Fatih Duman. Ama bu kitabını okumadığım için hafiften utançla birlikte sonunda okumuş olmamın verdiği, okumak nasip olduğu için yaşadığım mutluluğu taşıyorum şu anda. Her ademoğlunun içindeki o sesle tanışması için muhteşem bir kitap. Ortasında bırakıp arkadaşıma şunları sormuştum:
"Aklıma bir şey takıldı birlikte cevap buluruz belki dedim.
Bu devirde yani kötülüğün bu kadar yaygınlaştığı devirde insan nefsine nasıl eziyet eder?
Dervişler gibi çile çekecek sakin ortam bile yokken biz nasıl yeneceğiz onu.
Mesela okuduğum kitapta makamdan mevkiden el çekmekten bahsediyor. Hak yolu yokluk kapısı diye anlatılıyor ve varlıkla gelinmez deniliyor
Şimdilerde imanı güçlü insanların ön planda olması gerektiğini düşünüyoruz ya biz ya da ben sadece öyle düşünüyorum, bilmiyorum.
Varlıkla yokluğu, hak ile dünyayı nasıl dengede tutarız sence?" Henüz ondan cevap alamadım ama kitap bunu bile önceden bilip bana cevap verdi sanki. Kitabı bitirip kapağını kapatırken yazarın sadece nefsini değil beni de ne kadar iyi tanıdığını fark ettim. Beni, seni, bizi.. Hepimizde nefs vardı sonuçta ve aynıydı. Onu bu kadar iyi tanıdığı için biraz imrenerek bitirdim kitabı. Muhakkak okuyun ve okutun!