19. yüzyılın o parlak kadın yazarlarının kurduğu edebi evrene pek aşina değilim; ancak bir yerden başlamak istedim ve tercihimi Uğultulu Tepeler’den yana kullandım. Yakın zamanda vizyona giren Margot Robbie'li film guzel bi tesadüf oldu. (Filmi izleyemedim henüz) Ama kitap biraz pembe dizi havası verdi. 19. yy İngiltere'sinin taşra seçkinleri, özellikle her biri cehennemlik olan karakterler, onlarla bağ kurmamı engelledi. Örneğin Heathcliff'in boğazını sıkıp, nefesi kesilene kadar önümde diz çökmesini izlemek isterdim. Böylelikle diğer karakterlere yaptığı zulümleri Bana yapamazdı. Sanirım yazarken tam olarak böyle bir nefret hedeflemiş. Ama benim için fazla karanlık. Zor geçen bir hayatta bir kaçış arıyorum sanırım. Bu sebeple akıcı bir şekilde okuyamadım. Sanırım hikayesinin gidişatı ilgimi çeken tek karakter Hareton oldu. (Sürprizbozan: kitap sonunda tek mutlu sona kavuşan karakter diyebiliriz.) Uzun süren bu deneyimden sonra pes etmeyeceğim. Sırada Jane Austen ve diğer Bronte kardeşler var.