Milliyetçilik, devletin temellerini atmış, milletin tohumlarına hayat vermiş olan ataların kutsal emanetini sonsuzluğa giden yolda daima büyüyen aydınlıklara ulaştırmak, ruhların mabedinde derinleştirmek ve onu yabancı ellerden korumaktır.
Ailede ve okulda, ilimde ve ahlâkta, devlette ve sanatta milliyetçilik, ataların bize bıraktığı emaneti göklere yükseltmek, ona can, ona kan vermek, onu sevmek ve bütün insanlığa sevdirmektir.
Fikri biraz daha aydınlatalım. Milliyetçilik davası, sadece milletini sevmek gibi bir histen ibaret değildir; milletini sevmesini bilmektir. Bunun mânası, yukarıda belirttiğim gibi ailede ve okulda, ilimde ve ahlâkta, devlette ve sanatta ulu ecdadın yaşattıklarını, asrın zorunlu şekilleri altında ve zamanımızın kıyafeti içinde yüceltmek, devrin şekilleri içinde ecdadın ruhunu daima yükselterek yaşatmak ve yabancıdan korumaktır.
Batılılaşmak, milliyetçiliğe veda etmektir. Yabancı kelimeler, yabancı sanat, yabancı okul, yabancı kıyafet, yabancı aile şekli, yabancı sermaye, yabancı kültür, yabancı ahlâk... Bunların dosdoğru adlandırılması şöyle olacak: Dilimizin teslimi, sanatın teslimi, okulun teslimi, kıyafetin teslimi, ailenin teslimi, sermayenin teslimi, kültürün teslimi, ahlâkın teslimi. Fatihler, Fatih'in ataları ve torunları hiç böyle yapmadılar. Onlar hiçbir şeyi teslim etmemek için üç kıtada millet davasıyla savaşarak nice kahraman başlar verdiler.
Benliği bütün bütün yabancıya teslim ettikten sonra, yine yabancıdan kendine benlik dilenmek; işte bu bir milletin yıkılışıdır. Bin yıllık varlığımızın meyvalarını, dikkatle ve icabında ona can vererek yaşatmak, millet olarak yaşayabilmemizin tek çaresidir.
Devleti yaşatan hakimiyet, milli tarihin varlık verdiği ruhun her alanda hakim olmasıdır. Milliyetçilik, bin yıllık varlığın her