Cevapsız sorular.... Kaç kitap okuyunca alim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin olurdu insan? Kaç olunca çok, kaç kalınca az olurdu rakamlar?
Yıl 1893. Güney Afrika'dayız. Pretoria'ya giden trenin birinci mevki kompartımanında genç bir adam var. Hukuk tahsilini Londra'da yapmış. Etrafındakilerden saygı görmeye alışık vakur ve içine kapalı bir genç. Hintliden çok Avrupalı. Milliyetini gösteren yalnız başındaki sarıkla, derisinin rengi. Bu sakin delikanlıyı yakasından yakalayıp tarihin girdabına fırlatan, bir kondüktörün eli. Esmer olduğu için trenden atılan genç avukat mezelletin (alçalmanın, bayağılaşmanın) ne olduğunu o yolculukta öğrendi. Tokatlandı, tekmelendi, otellerden kovuldu. Acılar eriiti o elmasın cürufunu (dışığını). Bir vicdanla bir imparatorluk arasındaki cenk o gün başladı. Bir yanda, dövüşmekten çok dua etmek için yaratılmış narin Mohandas... Ötede, topları tüfekleriyle koca bir imparatorluk.
Batının mimarı olduğu her kuruluş gibi, UNESCO da deniz kızına benzer; muhteşem bir baş altında sefil bir kuyruk.
Avrupanın binbir aldatmacasından biri, bir çeşit afyon.
Asya ike Afrikayı terbiyeli bir sirk hayvanı haline getirmek, kurdun dişlerini törpülemek ve köpekleştirmek.
Ben Fransızcanın sırlarını çözebilmek için bütün bir ömür harcayan bir hoca ve mütercim olarak ancak elli yaşından sonra La Fontaine'in güzelliklerini anlamağa başladım. Zaten okuduğumuz şaheserlerin kaçta kaçını gerçekten tadabiliyoruz?