Ateşten korkuyordum ama ateş benim işimdi. İnsan olmanın paradoksu. Yaşamaktan korkarız ama yaşamak bizim işimiz. Ölmekten korkarız ama ölmek bizim işimiz. Ne çileli şeyleriz!
Analığın ölürse sen de ölürsün! başka nesin ki! gelgelelim benim kendi sesime bile tahammülüm yoktu. Kendi çocukluğumun sesine hiç yoktu. Çocuğumun sesine olmayacağı besbelli iken annelikle taçlanıp ne yapacaktım? Ben kimin sürgünüydüm ki çiçek açacaktım? Almadığım şeyi nasıl verecektim? Almadığım ve vermekte istemediğim şeyi “
Etrafımı saran annelikle ilgili onca şehir efsanesine, hormon örgüsüne,saadet teranesine rağmen, çocuk yapmamış ya da yapamamış olmaktan değil de, istememiş, içimde böyle bir arzu yeşertmemiş olmaktan dolayı kendimi kabahatli hissettiğim dönemler olmuştu. Bütün kadınlara bahşedilen bir sevme kabiliyetinin benim içime yerleştirilmediğini düşünüp kendimi mahcup hissetmiştim.
Sevdiğin ama zamanla değil yapmayı, sevdiğini bile unuttuğun şeyleri bir düşünsene. Onları hatırladığında dünya yeniden yaşamaya değer bir yer olacak. Hayatta hep zor kalacak. Zor ama güzel. Şu yürüdüğümüz yol gibi. Sahi, pes etmedikçe daha güçlü hissediyor musun yolda kendini? hayatta peki?”