“Aslında çocukluğundan beri, her zaferini sabote eden, her zevkini donuklaştıran, acılarını arttıran, iyimserliğiyle alay eden, yiyeceği dondurmanın içine tüküren bir başka şey daha vardı. Yavaş yavaş anlıyordu… o şey ölüm fikriydi.”
“Aydınlanma seçkinci bir durumdu. Bundan memnun olsak da, olmasakta böyleydi. Her çağda ve hemen hemen her alanda küçük bir grup aydınlanmış azınlık bulunuyordu. Bunlar hayatlarını, bir sonraki evrimsel aşamanın tam eşiğinde yaşıyorlardı. Belki o aşamanın gerçekleşmesine daha yüzlerce yıl vardı. Tarihin belli kilit dönemlerinde bu seçkin azınlıkların biri ya da öbürü, bütün kültürü etkileyebilecek kadar genişliyor ya da sesini çıkarabiliyordu. O zaman evrimin yoluna önemli bir taş daha döşenmiş oluyordu.”
“Ahh, fermuarları bayılıyorum. Fermuarlar bana timsahlar, ıstakozları, Aztec yılanlarını hatırlatıyor. Keşke pantolonumun birden fazla fermuarı olsaydı… Fermuarlar aynı anda hem ilkel, hem de modern. Senin fermuarın bir bakıma ilkel ve sürüngen, bir bakıma mekanik ve kaygan. Sanayi Devrimi’nin kobra kültürüyle buluşması fermuarda oldu, değil mi? Ahh, o küçük zevk timsahları. Öyledir fermuarlar. Seksiler de aynı zamanda. Düğmeyi ele al… düğme, resmi ve titizdir. Bir dizi düğmeye baktın mı, insanın aklına Victoria çağı gelir. Ama fermuar… fermuar cennet bahçesindeki yılanın ta kendisidir. Gerçek inanç sahibini o bahçeye sokmak için hazır bekler. Keşke elbiselerime daha çok fermuar diksem. Çabuk ulaşılmayı bekleyen nice duyarlı yerim var. Kertenkele iskeleti gibi baş aşağı sallanan o fermuar başı! Gündüzleri unutup geceleri iletişim kurduğumuz o hayalet yılan!”
“– Peki, peki, su getirmem. İçkinin yerine ne getireyim size?
Doktor Dannyboy kravatını düzeltti, göz bandını yerleştirdi, kanepedeki yerine tekrar oturdu. Odadaki tek ışık şömineden geliyordu. Duvarda asılı yamyam silahlarına bile neşeli bir görüntü veren türden bir ışıktı. Wiggs alçak sesle,
– Islak ve sıcak bir öpücük o işi görür” dedi.”