Harika. HARİKA!
Bitirdiğim an şoke oldum. Kitabın kapağında ki 6 çizginin bile anlamı olduğunu öğrendim. İnanamıyorum hâlâ. Ben ne okudum. Hâlâ boşluktayım. Her şey o kadar acımasız ama bir o kadar olması gerektiği gibi ilerledi. Yani en azından Fugui için..
SPOİLER
Fugui yaptıklarının ve yaşattıklarının bedelini hayatında ki insanlarla ödedi. Herkesi kendi elleriyle toprağa gömdü. Her şeye rağmen toprağa verdiği insanlar hep onun için çabaladı. Hiç biri Fugui’nin bedelini ödedikleri olmamalıydı. Ama burada da “yaşamak” devreye giriyor. Yaşamanın ne denli acımasız er ya da geç yaptıklarının sonuçlarına katlanacağını gösteriyor.
Jiazhen, Fengxia, canımız Youqing, Erxi, minik Kugen..
Fugui için harcadıkları bir ömür (Kugen ve Youqing için ömür de denmez)
Şimdi öküzüyle yalnız başına kalmış öldüğünde onu toprağa gömsün diye köylüler için para bırakan bir adam..
Babasının yüzünü kara çıkarıp atalarını onurlandıramayan bir adam..
Keşke yaptıklarının bedelini onların canları ödemeseydi.
Kitabı okurken en çok kullanacağınız kelime sanırsam “ya” veya “keşke”
“Ya Fugui kumar da her şeyini kaybetmeseydi?”
“Ya Longer o evi almasaydı?”
“Ya Longer o evi alsaydı?”
“Ya o bölükte Fugui ölseydi?”
“Keşke Youqing ölmeseydi.”
“Keşke Youqing o dayakları yemeseydi.”
Peki, adı az geçse de bizi etkisine alan diğer karakterler:
Chunsheng, ölümüyle canım yandı. Ama Fugui onun intihar etmemesi için ne kadar laf dökse de sonunda olanlar üzerine kurduğu cümle yeterince açıklıyor her şeyi: “İnsan ne kadar şanslı olursa olsun, ölmek istiyorsa hiçbir şey onu yaşatamaz.”
Yaşlı Quan’a ne demeli? Chunsheng ve Fugui gibi kurtulamamış senelerce tükenmiş bir ömür ve ansız bir ölüm..
Longer, aynı Fugui gibi yaptıklarının bedelini ödedi. O daha acımasızdı daha gaddardı ama Fugui yaşattıklarının
Şiir denince akla gelen direk sensin Süreya..
Attila İlhan’ın kalemini ne kadar beğenmiyorsam senin kalemini de bir o kadar beğeniyorum. Her dizesinde sürüklenip her mısrasında anlam arayışları içinde kayboldum.
“Bir şey vardı hani
Yitirdim ya da hiç olmadı sanıyordun
Oysa karışık bir anı gibi
Seni uyurken öpmesi gibi babanın
Bir ilkkar tomurcuğu gibi
Geveze dualardan sıyrılmış
Sürekli ve silik duruyor
Bak o şey sinmiş şurana.”
10/10
Firdevs ve karşısına çıkan erkekler..
Açılmamış kapıların arkasında her zaman sizi bekleyen umut dolu anlar olmayabilir. Firdevs için açılan kapılar gibi..
O kadar öfkeliyim ki. Ve asıl öfkeli olduğum şey: Firdevs’in yaşadıklarını yaşayan onca küçük çocuk var.. Onun hayatının şekillenmesinde tüm çevresinin bir dokunuşu var hepsi aleyhine..
En başta sana çok kızdım Firdevs. Sonra sana kızdığım için kendime. Başına gelenlerin hepsi “onlar” yüzünden olmasına rağmen. Kitabın başında empati kuramadım. Sonrasında farkına vardım. Firdevs, hep bir yol aradı. Girdiği yol hep öncekilerden daha karmaşık daha çıkmazdı. Her kadın gibi sen de çok güçlüsün, Firdevs.
Yazılacak çok şey var hepsini yazıp siliyorum.
Kapanışı tek bir cümle ile yapmak istiyorum.
“Erkekler, kadınların değerini bilemez. Firdevs, kendi değerini belirleyen kadındır..”
8/10