"Büyüdükçe anladım ki insanların çoğu için sohbet içeriğinin doluluğu değil, sohbetin varlığı önemliydi. Sohbet ortamı yalnız olmadıklarının kanıtıydı. Kendileriyle baş başa kalmaktan korkuyorlardı çünkü o anlarda içlerindeki boşluğu görüyorlardı. Yalnız olmamak da toplumsal olarak başarılı olduklarının kanıtıydı. Ne kadar sosyalleşirlerse kendilerini o kadar başarılı hissediyorlardı çünkü yalnızlıktan ve yalnız insanlardan öcü gibi korkuyorlardı. Seçilmiş yalnızlığın tadını bilmedikleri içindi bu."
Bazen de parkta gözüne kum fırlatılan küçük bir çocuk gibi hiçbir şey demeden oradan uzaklaşıyorum. Eve gelip gözlerimi yıkıyorum. Bir dahaki sefer ona kumdan kale de yapabileceğini öğretmeyi ya da bir daha onunla oynamamayı ya da bir daha o parka gitmemeyi düşünüyorum.
Ne olursa olsun ona kum fırlatmayacağım.
"Kimin bize ne söylediğinden çok hangi sesi duyduğumuz, zihniyetimizin göstergesidir. Hayata iki açıdan hangisiyle bakmayı seçtiğimiz, kaderimizi değiştirebilir."
Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasındaki kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman, bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; ne yazık ki, henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görürüz; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız.