İçimde, bir yolculukta tanışıp alıştığım, fakat pek çabuk ayrılmaya mecbur olduğum bir insana veda eder gibi bir his vardı. Artık bu sergiye ayak basamayacağımı biliyordum. İnsanlar, birbirlerinden hiçbir şey anlamayan insanlar, beni buradan da kaçırıyorlardı.
Bazı yerlerinde Zeze’yle beraber ağladım bazı yerlerinde onunla beraber heyecanlandım.
Zeze bizim çocukluğumuz
Zeze bizim içimizdeki iyilik
Zeze bizim içimizdeki merhamet
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,1bin okunma
Onu aklımdan çıkaramıyordum. Acı çekmek Ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam Kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancıları boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları ,başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
“Ne diyorsun evladım sen, babanı mı öldüreceksin?”
“Evet, öldüreceğim. Çoktan başladım bile. Öldürmek derken öyle Buck Jones’un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kast etmiyorum. Öyle değil. Kastettigim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek. Derken bir gün ölüp gidecek.”