En az yaptığımız şey ise sadece kendimizle ve kendimize yeterek yaşamaktır. Şuna dikkat edin: ..... göçmen, yurtdışında nadiren özgür ve bağımsız bir faaliyet alanı, başarı ya da başarısızlık riskleri yüksek olan kendi hesabına bir iş, ya da bireyselliğini geniş ölçüde geliştirebileceği bir ortam arar. Bağımsızlığın risklerine ve tehlikelerine boyun eğmeyi tercih eder; yol almak için zaten açılmış patikaları seçer; belirsizlik korkusuyla maaşa boyun eğer; kendi yolunu bulamadığı bilinciyle işverenin kucağına atılır. Bütün bunlar, büyük kolonileştirme girişimlerine yönelik yetersiz kapasitesinin belirtileridir. Eğer tesadüfen kendi başına kalırsa, devletten koruma istemeye başlar. Devletten kendisini desteklemesini, geçimini sağlamasını, hatta yaşamayı öğretmesini ister; ve devletin himayesi onu kucaklamazsa, çoğu zaman cesareti kırılır ve kendini yitirir, çünkü aslında atılmaya kalkıştığı maceralara ne karakteren ne de eğitim olarak hazırdır. (1)
Alıntı
"Giderek daha fazla bilginin, ama giderek daha az anlamın olduğu bir dünyada yaşıyoruz." Jean Baudrillard
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Neden bay Anderson neden?
Neden, bay Anderson neden? neden, neden bunu yapıyorsun? neden ayağa kalkıyorsun? neden dövüşmeye devam ediyorsun? Varlığını devam ettirmekten öte başka bir şey için mi savaştığına inanıyorsun? Bana bunun ne olduğunu söyleyebilir misin? Bu özgürlük mü, yoksa doğruluk mu, belki de barıştır ha, sevgi olabilir mi? illüzyonlar bay anderson, algımızın yanılgıları. insan zekasının, anlamsız ve amaçsız varoluşunu meşrulaştırmak için denediği geçici idealler. ve bunların hepsi en az Matrix kadar yapay. Zaten sevgi gibi zavallı bir kavramı insan zekası icad edebilirdi. Bunu görebilirsin, bu durumu kabullenmelisin bay Anderson, bunu şimdi bilmelisin. Kazanamasın, amaçsızca dövüşmeye devam etmenin hiçbir anlamı yok! Neden, bay anderson, neden, neden direniyorsun.. +Çünkü benim seçimim...
Hayata Dair
Yazı sevemiyorum.. Geceler kısa, gündüzler fazlasıyla uzun. Karanlıkta uyuyabilmen için az bi zamanın var ve geceleri kendinle baş başa kalmak istiyosan zamanın kısıtlı. Gündüzler ise haddinden fazla gürültülü.. Yazın enerjisi çok dağınık. Kışın ise kendine has bi sakinliği var ve bu sakinlikte derin tefekkürlere dalabiliyosun. Kışın üşürsen, ısınmanın bi şekilde yolu var. Ama yazın serinlemenin ve yapış yapış gezmenin doğru dürüst bi yolu yok. Boğucu sıcağın ve gürültünün getirdiği migren ağrıları da cabası.. Yarın havanın 30 derece olduğunu öğrendim de, biraz gerginim 🙄
Atatürk’ü anlayanlar kadar, yanlış anlayanlarında sayısı hiç az değil!
Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, yedi yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli
Duygu ve Düşünce