Krakov’da bi cafede otururken, saat başında kilisenin penceresinden bi adam trompet çalıyodu. Ama müziği yarıda kesip bitiriyodu.
O sırada Semerkant kitabını okuyodum.
Aynı gün tevafuk; kitapta krakovun moğollar tarafından kuşatıldığını okudum.
Biraz araştırdım.
Gözcü moğollar tarafından 1300lerde boğazından vurulmuş. O nedenle müziği bi anda kesiyorlar. Ve bunu o zamandan bu zamana 7/24 her saat başı tekrarlıyorlar…
Heidegger'in Kulübesine Yolculuk kitabında bahsedilen Eflatunun Mağara Alegorisi:
“Bir mağaranın içinde, doğduklarından beri zincirlenmiş insanlar vardır. Bu insanlar sadece karşılarındaki duvara bakabilirler; başlarını çeviremezler. Arkalarında bir ateş yanmaktadır. Ateş ile insanlar arasında ise başka kişiler çeşitli nesneler taşır.
Mahkûmlar, duvara yansıyan gölgeleri görürler. Hayatları boyunca yalnızca bu gölgeleri gördükleri için onların gerçek olduğunu sanırlar. Onlar için dünya, gölgelerden ibarettir.
Bir gün mahkûmlardan biri zincirlerinden kurtulur. Önce ayağa kalkınca gözleri kamaşır; ateşi ve gerçek nesneleri görmek onu rahatsız eder. Başta gördüklerine inanmak istemez çünkü gölgeler ona daha tanıdık gelir.
Sonra mağaranın dışına çıkarılır. Güneş ışığı ilk başta gözlerini acıtır ama zamanla dış dünyayı görmeye başlar: ağaçları, gökyüzünü, insanları ve gerçek hayatı fark eder. Böylece mağaradaki gölgelerin sadece birer yansıma olduğunu anlar.
Aydınlanan kişi daha sonra mağaraya geri dönüp diğer insanlara gerçeği anlatmak ister. Fakat diğer mahkûmlar ona inanmazlar. Hatta onun delirdiğini düşünür ve bazı yorumlara göre onu öldürmeye bile hazır hale gelirler.”
Mağara → insanların sınırlı bilgi dünyasını
Zincirler → cehaleti ve alışkanlıkları
Gölgeler → yanlış bilgiler ve görünüşleri
Mağaradan çıkış → öğrenme ve felsefi düşünceyi
Güneş → hakikati ve bilgiyi temsil eder.