“Masalda da gerçekte de kalbi olmayan tüm kızların adı Gökçen’dir..!”
Birkaç sene evvel üniversitede hocamın oku diye direttiği kitabı okumayıp, bugün bana hissettirdiği duyguları farkedince nasıl da geç kaldığımı anladım. Osmanlı hanedanın kanından ve ölümün ucundan daha doğmadan kaçırılan bir Şehzade!
Kitap dönemin padişahı olan Yıldırım Beyazid’den ve onun ölümünün ardından ortaya çıkan taht kavgalarını anlatır. Tarihe ve aşka tanıklık etmiş, efsaneliği harmanlamış yazar satır satır sayfalara. İsa Bey oğlu, Murad; gerçek kimliğinden bi haber olan Osmanoğlu, her ne kadar Osmanlı saraylarında yaşamamış-yetişmemiş de olsa, kan çekiyor tabiriyle; güçlü, gözü kara, yiğit bir delikanlı olur. Öyle ki bütün köy ona ‘Deli Kurt’ der. Hüseyin Atsız, tarihe dokundurmuş kalemini ama aşkı da es geçmemiş, Deli Kurt Murad’a, peri kızı Gökçen’e sevda diye yazmış. Gözlerin, yüreğimin menziline bir ok misali saplandı; ilk aşkın bütün tohumları o pınar başında Murad’ın gönlüne ekildi, ekilmesine de sevda bu, bir gecede saçlara ak’da düşürür, gözlere mil’ de çeker. Sevda ne Gökçen kıza ne de Deli Kurt’a bir gelecek vâad eder..
Kitap hem derin bir tarihe ışık hem de aşka farklı bir bakış açısıyla karşımıza çıkıyor.