"O'nu bilmek olmazsa...Varlık, yokluğa dönüşür."
10/10
·283 syf.·
2026 26. kitabı
Bismillahirrahmanirrahim Bir senedir kavuşmayı beklediğim ve coşkuyla elime aldığım bu eseri, her an ve her yerde yanımda bulundurup, arada sırada herhangi bir sayfasını okumak isterim. "İnsan, ebed için yaratılmıştır. Onun hakikî lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u ebediyededir."(İşarat-ul İ'caz, Sure-i Bakara, 25.Âyetin tefsiri) Önsöz ve girişin ardından Allah'ı tanıma, Esma'ül Hüsna'nın güzellikleri, Rabbimizin isimlerini sevme ve bu isimlerin Kur’an-ı Kerim'de ele alınış biçimi gibi konular işlenmiş. 'İsm-i Azam' bölümünden sonra ise Rabbimizin isimleri, Üstad'ın eserleri ışığında, kısa ve net bir üslupla tek tek ele alınarak Esma'ül Hüsna gibi mühim bir konu gayet itidalli bir şekilde işlenmiş. Allahu Teâlâ'yı tanımaya çalışmak, kulluğumuzun bir gereği. Dünya hayatıyla O'nun rızasına uygun baş edebilmenin en temel yolu Rabbimizi bilmek. Bu sebeple Esma'ül Hüsna okumaları/çalışmaları yapmalıyız. Dualarla Rabbimizle iletişime geçerken O'na Esma'ül Hüsna ile hitap etmeliyiz. "Evet, O'nu bilmekle acılar, lezzetlere dönüşür. Evet, O'nu bilmek olmazsa, ilimler korku ve kuruntulara dönüşür. Varlık, yokluğa dönüşür. Hayat, ölüme ve nurlar, karanlıklara ve lezzetler, günahlara dönüşür." (Zeyl-ül-Hubab) "Allah’a hakikî abd (kul) olan, başkalara abd olamaz." (Hutbe-i Şâmiye) Şu fâni yolculukta, O'nun yolunda sabit kalmak ve O'na tüm acizliklerimiz ve kusurlarımızla kulluk olma gayretinde bulunurken, Esma'ül Hüsna'ya aşina olmadan olmaz... Ve bu hususta bu eserden kesinlikle istifade edinilebilir... cânıgönülden tavsiye ediyorum. Not: Bu kıymetli eserin en sevdiğim yönlerinden biri, Risale-i Nur'dan yapılan alıntıların kaynaklarını cümle ya da paragrafın hemen ardına yerleştirilmesi oldu. Ve içimden bu kitabı tüm sevdiklerime
Risale-i Nur Işığında - Esma-i HüsnaGülşen Gazel · Gündönümü Yayınları · 20063 okunma
BRONZ SÜVARİ VE MODERN HAKİKAT REJİMİNİN EPİSTEMOLOJİK İFLASI
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir. Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır. İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·135 syf.··
2026 11. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 23:34
Mücahit Bilici, Diyarbakır doğumlu bir Kürt aydınıdır. Amerikada New York şehir Üniversitesinde sosyoloji profesörü olup aktif olarak da serbestiyet'te yazmaktadır. Üzerinde durduğu başlıca meseleler: insan, islam, Kürt insan, modern islam, Tanrı, kutsal, evren... Yazarın yazma sürecine, kalemindeki değişime şahit olabilmek adına meşhur kitabı Hamal Kürt ile değil, üniversite döneminde yazdığı denemeleri topladığı ilk kitabı Gökçekimi ile başlamak istedim. Kabaca bir ifadeyle; diğer kitaplarına bir taslak niteliğindeydi. Henüz kariyerinin başında sonraki süreçleri için başlıklar niteliğinde bir giriş kitabı da diyebiliriz. Özellikle, yazarın sıkı okuyucusu olduğu Bediüzzaman Said Nursî etkilerini kitapta açıkça hissettim gerek üslup, gerekse de nitelik ve içerik bakımından. Aynı zamanda kitabı okurken, Bilici'nin kendi orjinal 'portresinden' ziyade fikirlerini takip ettiği bazen eleştirdiği bazen harmanladığı öncülerin etkisinde olan Bilici portresi vardı. Bunu bu kitaptan hemen sonra okuduğum İslamda Savaş Bitmiştir kitabına ve yazarın güncel yazılarına dayanarak söylüyorum. İslamda Savaş Bitmiştir kitabına yazacağım incelemede bundan daha detaylı bahsedeceğim. Hem bu kitap özelinde hem de genel yazıları çerçevesince yazar, kavramları zıtlarıyla kullanarak söylemek istediği şeyi çok daha net ve keskin bi ifadeyle yansıtıyor, kitabın isminden de anlaşılacağı üzere. 'tez+antitez=sentez'. Örneğin: "yukarıda Güneş, aşağıda gölge, durmaksızın bir şeyler söyler durur. Sabah vakti istediklerimizin resmi olan gölgeler, öğle vakti yapabildiklerimiz kadar kısalır." Yine her yere not düştüğüm ve kitapta en çok etkilendiğim kısım, Belirsizliklere dair adlı denemesi oldu. Hızır'ın belirsizliğinin her insanı bir hızır mahiyetinde kutsal kılmasından söz ediyordu. Aynı şekilde ism-i azam ın belirsizliğinin de allahın
GökçekimiMücahit Bilici · Karakalem Yayınları · 19991 okunma
Puan vermedi·314 syf.··
2026 32. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 09:11
Mutfafta bir mevki, sarayda bir makam ya da Paşa kapısından bir ihsan değildi istediği. Onun istediği başkaydı ve Matbah-ı Âzam onun için sadece bir vasıtaydı. Göremese de, giremese de Harem’in hemen arkasında olduğunu biliyordu. Ve bir tek ses bekliyordu. Doğru işi yaptığını gösterecek tek bir nağme… Ona “Pir-i Lezzet” demişti İsfendiyar Usta. Bir mucizeydi o, nadide bir yetenek. Bir mutlak damağa sahip, cümle tatları en ince ayrıntısına kadar ayırt edebilen ve yeryüzündeki tüm lezzetlere hükmedebilen lezzetlerin hükümdarıydı Pir-i Lezzet. Bir insan bir yemekten neden nefret eder ya da onu çok sever? Çünkü o yemekle ilgili muhakkak bir hatırası vardır. O lezzeti her tattığında o hatırayla birlikte, hatıranın hissi de yeniden uyanır. İşte Açıbaşı’nın kabiliyeti lezzetlerin uyandırdığı tüm gizli hislere hükmedecek kadar kuvvetliydi. Ona bu öğretildi. Ehil bir aşçı haline gelmek için uzun bir yolculuk geçirecekti. Bu yolculuğun başlangıcında tanıdı Kamer’i. Onun sesinin yankısı hiç bitmesin istedi. O günden sonra yemekleri aktardığı kapların en altına Kamer için küçük bir hediye yerleştirmeye başladı Aşçıbaşı. Karşılık olarak da Kamer, her öğün sonrası odasının penceresinden dışarı doğru bir şarkı söylüyordu. Ama uzun sürmedi. Sirrah ve Adem Usta ayırdı onları. Ne var ki ilerleyen zamanlarda Aşçıbaşı o gün hissettiği ekşi elma kokusunu unutmayacak, derbeder bir vaziyette çıkacağı yolculukta,yine bir kadın tarafından aklı başına devşirildiğinde neyi yapmadığını anlayacaktı… İşte o vakit Itırlar Hanım’ın sözleri, Aşçıbaşı’nın içine sakladığı bütün hatıraların kapısını aralayacaktı: “Bütün bunları yapabilmen için önce insan denen o varlığı çok iyi tanıman lazım. O varlığı tanıyabilmen için de önce kendi varlığından haberdar olmalısın. Lakin sen kendi hislerinden
Pir-i LezzetSaygın Ersin · April · 20232,051 okunma
Puan vermedi
Bayılmadım Hikayeye girmekte epey zorlandım, zaman zaman yükselişe geçtiği hissine kapılsam da maalesef aynı tonda devam etti ! Sevmememin bir nedeni de körlük fikrinin beni korkutması olabilir .Üstelik burada anne kızın ıssız , yapayalnız dünyası söz konusu ( Alakasız ama Karanlıkta Diyalog sergisini gezerken de zorlanmıştım)İçim sıkıldı , bitkilerin yoğun kokusu da adeta boğdu beni .Belki de kitabın başarısı duyularımı bu kadar harekete geçirmesindedir . . Eğer bunaldığım için kaçırmadıysam anlatıcı olan 22 yaşındaki kızın bir ismi yok , 5 yaşındayken geçirdiği bir trafik kazası sonucu görme yetisini terk eder; babası da onları bırakıp gidince anneanneden kalma , Tahran’daki eve taşınırlar.Anne bitkilerden yaptığı ilaçları satarken bir yandan da kıza kitaplar okur. Evde büyük denebilecek bir kitaplık vardır.Borges , Dostoyevski, Kafka, İbn-i Sina , Flaubert sıkça zikredilen yazarlar. . Dış dünyayla sadece radyoyla kurulan bağ bile annenin tepkisini çeker. İlaçlar için malzeme getiren Seyyid ve Hale Azam dışında karakter yok. Çok yalnız çok boğucu! . Kitabın sonu ise takdire şayan , aklını kacirdigini düşündüm. zaten kitap boyunca gerçek ile düş iç içe giriyor.Kör Baykuş ve Amak-ı Hayal gibi bazı kitapları anımsattı. Hakkını yemeyeyim çok etkileyici cümleler de vardı. . Bu arada bir belgesel yapımcısı olan yazarı gerçek bir kişiden ilhamla yazmış bu kitabı. belgesel çalışmaları sırasında gözleri görmeyen bir kızla tanışması ona bu kitabı yazma fikri verdi diyor kitabın en arkasında. . Farklı bir kitaptı çok sevenleri olacaktır. Ama benim beklentimin biraz altında kaldı.
Şifalı Bitkilerle Ölme RehberiAtiye Attarzade · Bilgi Yayınevi · 202634 okunma
8/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2021 303. kitabı
Âlimin âbide üstünlüğü, benim sizin en aşağı derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir. Şüphesiz ki Allah, melekleri, gök ve yer ehli, hatta yuvasındaki karınca ve balıklar bile insanlara hayrı öğretenlere dua ederler." (Tirmizî, İlim 19)
Fıkhın Sultanı İmam-ı Azam Ebu Hanifeİbn Hacer El-Heytemî · Semerkand · 2010129 okunma