tuğba karademir.
sulhi ceylan ağabey’den sonra izdiham’ın okuma yolculuğuma kattığı en farklı yazarlardan biri. türk edebiyatının kadın şairleri arasında gururla adını saymak istediğim, genç bir yazar. genellikle moderne kayan yani tumblr dönemlerinden kalma ama aynı zamanda geleneksele de kayan özgün bir yazım tarzı var. 5 yıla yakın bir süredir şiirlerini kendi sesinden dinlerim. kitapları dışında da çoğu yeni şiirini böyle yayımlıyor. güncel şiirlerinden “büyük harf”e kalbimi bırakıyorum. böyle hem yazan hem de yazdıklarına sesiyle ruh veren şairler büyüleyici. şairin kelimeleri zihninde şairin sesi ile birleşiyor ve bu durumu çok seviyorum. şiirin doruk noktası.
genel olarak kitaba gelecek olursak, aslında şiir kitabı demek çok zor. bu yazım biçimini nasıl tarif edebiliriz bilmiyorum belki sadece “şiir” değil de “düz yazı şiiri” gibi tarif edebilirim. yazar şiirlerinin adlandırmalarını genelde tek kelime olarak seçer. o tek kelime de eski türkçe’den, farsça’dan veya arapça’dan seçilen etimolojik kökeni ve fonetiği güçlü bir kelime olur. berûz, a’zel, kard gibi. bazen dümdüz dua, kırlangıç vesaire ama genelde tek kelime. şiirleri
yazarken büyük harf kullanmaz (evet, bir süredir ben de kullanmıyorum ama tuğba hanımla bu ortak özelliğimizin sebepleri çok farklı), noktalama işareti kullanmaz. bazen didem madak gibi reçellerden, çocuklardan, çiçeklerden, uçuşan perdelerden bahseden ümit dolu dizeleri yazıyor. bazen nilgün marmara gibi kanatları aşka uçarken yanmış, balkonun ucunda ölüme ayaklarını uzatan bir kadın gibi yazıyor. bazen birhan keskin kadar öfkeli ve umutsuz yazıyor. bunların arasında gidip gelirken kendi tarzını da hissettiriyor. çoğunlukla yazılarında bir iç sesin yaşama dair serzenişlerini, sıradan ama melankolik bir hayatın varoluş sancılarını