Elif Şafak’ın Havva’nın Üç Kızı kitabını ikinci kez okumak, bana bambaşka bir etki bıraktı. Aradan yıllar geçtikten sonra bir eseri yeniden okumak, insanın dikkatini bambaşka detaylara yönlendiriyor. Bu romanda Müslüman kökenli üç genç kız, Oxford Üniversitesi’nde aynı sorunun etrafında buluşur: Tanrı’nın varlığı ve insana etkisi.
Bu üç karakter; biri inanan, biri günahkâr, diğeri mütereddit olarak farklı bakış açılarını temsil eder. Kitap, Peri’nin ağzından anlatılır. Onun iç dünyasına, Doğu-Batı arasında kalışına, ardından üniversitede Profesör Azur ile kurduğu ilişkiye tanıklık ederiz. Azur, cevaplardan çok sorulara odaklanan, zıt karakterleri bir araya getiren ve sorgulamayı teşvik eden bir figürdür.
Roman, aşkı, bilgiyi ve dini aynı potada eritirken, insana yeni bakış açıları kazandıracak, önyargılarını sorgulatacak nitelikte. Elif Şafak, farklı metotlarla insanları ve fikirleri yan yana getirirken, okuyucuya hem entelektüel hem duygusal anlamda derinlikli bir yolculuk yaşatıyor. Sonunun farklı bitmesini arzu etsem de, kitap bana çok şey kattı ve ders veren bir eser olarak aklımda yer etti.